
Yumuşama Dönemi (1961 - 1990)
(Yumuşama Dönemi)
Sınav İpucuAYT Tarih-2 soru yaklaşımı
Kişi, kurum, tarih ve gelişmeleri tek tek ezberlemek yerine aynı başlık altında karşılaştır. Soruda verilen ipucunu kronoloji ve neden-sonuç bağıyla doğrula.

Yumuşama Dönemi (1961 - 1990)
(Yumuşama Dönemi)
Bölüm 1 / 12 · Yumuşama Dönemi (1961 - 1990)
Doğu ve Batı bloklarının gerginliğini azaltmak amacıyla karşılıklı görüşmelerin başladığı döneme “Yumuşama (Detant)” denir.
Yumuşama Dönemi’ne geçilmesinin en önemli nedeni SSCB ve ABD’nin nükleer silahlanma yarışında eşit hâle gelmesi ve dünyanın olası bir nükleer saldırıya hedef hâle gelmesidir. Bu sebeple ABD Başkanı John Kennedy ile SSCB Başkanı Nikita Kruşçev 1961 senesinde bir araya gelerek “Yumuşama Dönemi’’ni başlattılar.
Japonya’da yapılan Dünya Şampiyonası’nda ABD’li masa tenisçilerini (ping-pong) Çin’in davet etmesi ve ardından da ABD’nin Çin’e uyguladığı ticari ambargoyu kaldırması iki devlet arasındaki ilişkileri geliştirdi. Bunun üzerine 1971’de Çin Halk Cumhuriyeti, o güne kadar Tayvan’daki Çin Cumhuriyeti hükûmetinin elinde olan BM’deki Çin temsilini Güvenlik Konseyi daimî üyeliğiyle birlikte devraldı.

1969 yılında ABD ile SSCB Helsinki’de bir araya gelerek “Stratejik Silahları Sınırlandırma Görüşmeleri’’ni (SALT-I) başlattılar. Görüşmeler sonucu 1972’de Moskova’da, savunma füzelerini sınırlayan ABM Antlaşması ile saldırı füzesi rampalarını o günkü düzeyde donduran Geçici Antlaşma’dan oluşan “SALT-I Antlaşması” imzalandı.
1979’da Viyana’da imzalanan “SALT-II Antlaşması” ise SSCB’nin Afganistan’ı işgali nedeniyle uygulanamadı.

Helsinki Nihai Senedi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) sonunda 1 Ağustos 1975'te imzalandı. ABD, Kanada, SSCB ve Türkiye dahil 35 devlet senede imza koydu. Senet, II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan Avrupa sınırlarının kabul edilmesi anlamına geldi. AGİK, 1995'te Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) adını aldı.
Tuzak: SALT-I görüşmeleri de 1969'da Helsinki'de başladı. Ama Helsinki Nihai Senedi silah sınırlandırmayla ilgili değildir. Senet sınırları, egemenliği, iç işlere karışmamayı ve insan haklarını düzenler.
Bölüm 2 / 12
17 Nisan 1961’de Castro rejimine karşı olan Kübalı sığınmacıların ABD desteği ile Küba’ya karşı başarısız işgal girişimine “Domuzlar Körfezi Çıkarması” adı verilmiştir. İşgal girişimine katılan sığınmacıların çoğu esir alınırken Latin Amerika ve Avrupa’da Amerikan karşıtı gösteriler başlamıştır.

SSCB’nin kontrolündeki Kuzey Vietnam, Güney Vietnam’a saldırdı. Bunun üzerine Güney Vietnam, ABD’den yardım istedi.
ABD de 1965’te Kuzey Vietnam’ı bombalayarak savaşı başlattı.
Vietnam Savaşı “Myanmar, Singapur, Tayland, Vietnam, Kamboçya, Laos ve Malezya gibi devletlerin yer aldığı Hindistan ile Çin arasında bulunan yarımadaya “Çinhindi” denir.

Vietnamlılar karşısında büyük kayıplar verilmesi ABD’de büyük tartışmalara ve protestolara neden oldu. Protesto edenler arasında Vietnam Savaşı sırasında askere çağrılan Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu Muhammed Ali de bulunmaktaydı. Muhammed Ali “Vietnamlılar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki onlarla savaşayım.” diyerek askere gitmeyi reddetti.
Savaş Karşıtı Gösteriler Kamuoyu baskıları karşısında zor durumda kalan ABD, 1968 yılında Paris’te Kuzey Vietnam ile barış görüşmelerine başladı.
Yeni başkan olan Nixon ABD askerlerini Vietnam’dan çıkarma kararı aldı.
ABD Başkanı Nixon 1969’da Vietnam Savaşı’nı bitirmek amacıyla Nixon Doktrini’ni yayımladı. Bu doktrine göre, ABD dünyanın neresinde olursa olsun savaşlara girmeyip müttefiklerine sadece askerî ve ekonomik açıdan destek olacağını duyurdu.
1973’te “Vietnam Barışı” imzalanarak savaş sona erdi.
1975’te ise Kuzey Vietnam, Güney Vietnam’ı ele geçirdi ve 1976’da birleşik “Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti”ni kurdu.


Hindistan ile Pakistan’ın kuruldukları andan itibaren birbirleriyle yaşadıkları en önemli sorundur. Çoğunluğu Müslüman olan bu bölgenin yönetimini elinde tutan Keşmir Mihracesi burayı Hindistan’a verince 1948 yılında iki ülke ilk kez savaştı. 1966’da SSCB’nin aracılığında “Taşkent Deklarasyonu” imzalanarak her iki devlet savaş öncesi sınırlarına geri döndü.
Keşmir Jawaherlal Nehru 1889 - 1964 yılları arasında yaşayan Jawaharlal Nehru Hindistan’ın bağımsızlığı için yıllarca Gandhi ile birlikte çalışmıştır.
Kendisi 1947’de kurulan Hindistan geçici hükûmetinin ilk başbakanı ve dışişleri bakanı olmuştur. Ayrıca kendisi “Bağlantısızlar Hareketi”nin 1955’te Bandung ve 1961’deki Belgrat Konferanslarının toplanmasında etkili olmuştur.
1973 yılında Afganistan’da cumhuriyet ilan edildi. SSCB’nin de destek vermesiyle ülkede sosyalist bir hükûmet kuruldu. Bunun üzerine SSCB 1979’da Afganistan’ı, mevcut hükûmeti koruma adına işgal etti. Bu olay tüm dünyada kınandı. ABD bu gelişme üzerine SALT-II Antlaşması’nı onaylamaktan vazgeçti. 1988’de Cenevre’de yapılan görüşmeler sonucu SSCB, 1989’da Afganistan’dan askerlerini geri çekti.
Bölüm 3 / 12

Doğu ve Batı bloklarının dışında kalan ülkeler kendilerini “Bağlantısızlar”, “Üçüncü Dünya Ülkeleri” veya “Tarafsızlar” olarak ifade etti. Bu hareketin liderliğini Hindistan, Mısır ve Yugoslavya üstlendi.
Bunun üzerine 1955’te yeni kurulan ve sömürgeciliğe karşı başarı elde eden 29 ülke Endonezya’nın Bandung kentinde bir araya geldi. Amaçları her iki blokun dışında kalmayı sürdürerek bu iki süper gücün karşısında varlıklarını korumaktı.
Yapılan konferans sonucu “barış içinde bir arada yaşamanın beş ilkesi”ni de içine alan on maddelik “Bandung Bildirisi” kabul edildi.
Bağlantısızlar Hareketi’nin 1961’de belirlediği üyelik ölçütleri ise; siyasi bağımsızlık, askerî ittifaklara katılmama, kendi topraklarında başka devletlere askerî üs kurma izni vermeme, ikili ittifaklara girmeme ve sömürgeciliğe karşı başlatılan millî kurtuluş savaşlarına destek vermedir.
Türkiye Bandung Konferansı'na katıldı. Ancak NATO üyesi olarak Batı Bloku'nun görüşlerini savundu ve Bağlantısızlar Hareketi'ne üye olmadı.
Hareketin ilk büyük buluşması Bandung (1955), kurumsallaştığı konferans ise Belgrad'dır (1961). Tito, hareketin öncülerindendir ama Bandung'a katılmamıştır; onun adı Belgrad Konferansı ile birlikte anılır. Bağlantısızlık, askerî ittifaklara ve bloklara katılmamak demektir; bu yüzden ortak bir askerî pakt kurmak hareketin ilkelerine aykırıdır.
Bölüm 4 / 12


1948 - 1949 (Arap - İsrail Savaşı): Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan, Irak birleşerek yeni kurulan İsrail’e saldırdı. Savaşı İsrail kazandı. “Mülteci Sorunu” ortaya çıktı. İsrail’i ABD, SSCB ve İngiltere destekledi.
1956 (Mısır - İsrail Savaşı): Mısır’ın Süveyş Kanalı’nı millîleştirmesi sonucu ortaya çıktı. İngilizlerin ve Fransızların kışkırtması sonucu İsrail Mısır’a saldırdı. İngiltere ve Fransa durumdan faydalanıp Süveyş’i işgal edince ABD ve SSCB’nin tepkisiyle geri adım atmak zorunda kaldı. Savaşı İsrail kazandı. SSCB bu süreçte Mısır’ın yanında yer aldı. Orta Doğu’da SSCB - ABD mücadelesi başladı.
1967 (Arap - İsrail “6 Gün” Savaşı): Mısır’ın Akabe Körfezi’ni İsrail’e kapatması ve Filistin Kurtuluş Örgütüne yardım etmesi sonucu ortaya çıktı. Mısır, Ürdün ve Suriye İsrail’e yenildi.
İsrail bu savaş sonucunda Suriye’ye ait Golan Tepelerini, Doğu Kudüs’ü, Sina Yarımadası’nı ve Gazze’yi ele geçirdi. SSCB bu süreçte Arap ülkelerini destekleyerek bölgedeki gücünü artırırken ABD’ye tepkiler giderek artmaya başladı.
Golan Tepeleri Yaser Arafat 1929 - 2004 yılları arasında yaşayan Filistin Davası’nın en büyük savunucularından Yaser Arafat, 1969’da Kahire’de toplanan Filistin Ulusal Konseyi’nde 1964’te kurulmuş olan Filistin Kurtuluş Örgütünün başkanlığına seçilmiştir. 1959’da ise İsrail ile mücadele için El-Fetih’i kurmuştur.
1973 (Yom Kippur Savaşı): Mısır ve Suriye 1967 yılında kaybettikleri toprakları geri almak için İsrail’e saldırdı. Savaşı yine İsrail kazandı. Ancak buna rağmen Mısır, ABD’nin de İsrail’e baskı yapması sonucu Sina Yarımadası’nın bir kısmını İsrail’den geri aldı ve Süveyş Kanalı’nda tek hâkim devlet oldu.
Bu süreçte ABD’nin yine İsrail’in yanında tavır takınması üzerine Arap ülkeleri Batılı devletlere petrol ambargosu koyarak “1973 Petrol Krizi”ni ortaya çıkardılar.
1973’te Arap - İsrail savaşlarına son vermek ve bölgedeki eski itibarını kazanmak isteyen ABD, Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’i bölge barışını sağlamak için görevlendirdi.
ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in girişimleri ile Süveyş ile Kahire arasında 101. km’de Mısır ile İsrail arasında “101.
km Antlaşması” yapılmıştır. (11 Kasım 1973) Bu antlaşma Camp David Antlaşması’na giden yolu açması bakımından önemlidir.
Kissinger kalıcı barışın sağlanabilmesi için defalarca İsrail ve Arap ülkelerini ziyaret etti. “Mekik Diplomasi” adı verilen bu süreç sonucunda Mısır ile İsrail arasında savaş sona erdirilerek 26 Mart 1979’da Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ile İsrail Başbakanı Menahem Begin arasında “Camp David Antlaşması” imzalandı. Böylece Mısır, İsrail’i tanıyan ilk Arap ülkesi oldu.
Bu antlaşmaya göre;


İslam Konferansı Örgütü 1969 senesinde İsrail’in işgalinde bulunan Kudüs’teki El - Aksa Camisi’nin kundaklanması ve caminin yakılmak istenmesi üzerine Ürdün Kralı Hüseyin’in önerisi ile Arap devletlerinin dışişleri bakanları Kahire’de toplanarak “İslam Zirvesi” yapılmasına karar verdiler.
Bu karar doğrultusunda Fas’ın başkenti Rabat’ta aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 24 ülkenin katılımıyla “İslam Zirvesi” toplandı. Kuruluşun ismi 2011 yılında “İslam İş Birliği Teşkilatı” (İİT) olarak değiştirildi. Örgütün Genel Sekreterliğini 2005’ten 2014’e kadar Türk kökenli Ekmeleddin İhsanoğlu yapmıştır.
Bölüm 5 / 12
II. Dünya Savaşı’ndan sonra petrolü Batılı ülkelere ucuz vermek istemeyen Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, İran ve Venezuela bir araya gelerek 1960 yılında “Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı”nı (OPEC) kurdular. Kuruluşun amacı; petrol fiyatlarını yüksek seviyelere çıkarmaktı.
Bu amaçlarına da 1970’li yıllarda ulaştılar. Yine bu dönemlerde ortaya çıkan 1967 Arap - İsrail Savaşı’ndan sonra da petrolü İsrail’e karşı siyasi bir silah olarak kullanmak isteyen Arap ülkeleri de bir araya gelerek “Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Teşkilatı”nı (OAPEC) kurdular. Ancak OAPEC başarılı olamadı.
1973 Petrol Krizi gibi bir daha böyle bir krizin yaşanmaması amacıyla merkezi Paris’te bulunan “Uluslararası Enerji Ajansı (IEA)” kuruldu. Kuruluşun temel amacı; enerjinin özellikle de petrolün temini ve kullanımında uluslararası iş birliğine ve planlamaya gidilmesini sağlamaktır.
Bölüm 6 / 12

1958’de yapılan bir askerî Saddam Hüseyin müdahale sonucu ülkede monarşi rejimi yıkılarak cumhuriyet ilan edildi. Sosyalist bir sistemle birleşik laik Arap toplumu hedefleyen Baas Partisi 1968’de Irak’ta yönetimde söz sahibi oldu.
1937 - 2006 yılları arasında yaşayan Saddam Hüseyin, 1979’da Baas Partisinde bir iç darbeyle iktidarı ele geçirdi.
BAAS, yeniden doğuş anlamına gelen ve Suriye’de ve Irak’ta ortaya çıkan siyasi bir harekettir. Arap sosyalizmi ve Arapların birleşme çabası anlamına gelen “Panarabizm” ideolojisini savunmuştur.
Bölüm 7 / 12
Kuruluşundan günümüze İsrail’in genişlemesi

1925’ten itibaren İran’ı yöneten Ayetullah Humeyni Pehlevi Hanedanlığı’nın uygulamaları halk tarafından benimsenmemişti.
Batı İran’ın amacı ise Basra Körfezi’ne ve su yollarına egemen olmaktı.
Halkın uygulamalara karşı başlattığı protestoların yönetim tarafından dikkate alınmaması ayaklanmaya sebep oldu. 1979’da sürgündeki lider Ayetullah Humeyni’nin ülkeye dönmesiyle İran İslam Cumhuriyeti kuruldu.
İran - Irak Savaşı’nda Suriye ve Libya İran’ı; diğer Arap devletleri ise Irak’ı desteklediler.
Halepçe Katliamı 16 Mart 1988’de İran - Irak Savaşı devam ederken, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin bölge Kürtlerinin Irak’a ihanet ettiğini gerekçe göstererek Halepçe’de yaşayan Kürtlerin üzerine kimyasal silahlarla saldırdı. Tarihe “Halepçe Katliamı” olarak geçen bu olayda yaklaşık 5000’e yakın sivil hayatını kaybetti.
BM’nin kararı ile 20 Ağustos 1988’de ateşkes gerçekleşti ve savaş sona erdi.
İran - Irak Savaşı’nın sonunda;
Bu savaşta Irak’ı destekleyen ABD’nin savaş sırasında çıkarı için İran’a da silah sattığı ortaya çıktı. Tarihe “İrangate Olayı” olarak geçen bu olay sonucunda Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi Yarbay Oliver North suçlu bulunurken, dönemin ABD Başkanı Reagan’ın suçunun olmadığı sonucuna varıldı.
Bölüm 8 / 12

1954 - 1968 yılları arasında ABD’de siyahi halka yönelik ırkçılığı engellemek, beyaz gibi eşit haklara sahip olmak amacıyla Martin Luther King, Malcolm X gibi önderler yanlarına bazı siyasetçileri de alarak “Afro - Amerikan Sivil Hareketi”ni başlattılar.
Rosa Parks Bu hareketi başlatan olay 1955’te Martin Luther King Rosa Parks adlı siyahi bir vatandaşın Alabama’da otobüsle seyahat ederken yerini bir beyaza vermemesiyle başladı. Yine 1960’ta siyahi üniversite öğrencilerinin lokantalarda beyazlara ayrılmış bölümlerde oturma eylemi başlatması, Baptist mezhebinin siyahi papazı Martin Luther King’in bu eylemleri desteklemesi ve 1961’de eyaletler arası otobüslerde beyazların koltuklarına oturulması ile protestolar artarak devam etti. Ancak hareketin liderlerinden Malcolm X ve Martin Luther King’in suikastler sonucu öldürülmesiyle ABD’nin
125 kentinde şiddet olayları başladı.
Malcolm X 1964’teki hac yolculuğundan sonra “El Hac Malik El Şahbaz” adını alan Malcolm X özellikle ABD ile dünyanın çeşitli yerlerinde İslam’ı, adaleti ve İslam’ın ırkçılığı reddeden yönünü vurgulayan konuşmalar yapmıştır.
Bölüm 9 / 12

1960’lı yıllarda Vietnam Savaşı, Martin Luther King’in öldürülmesi, Kennedy Suikasti ve SSCB’nin Prag’ı işgal etmesi ile 1968’de milyonlarca öğrenci sokağa dökülerek sisteme başkaldırdılar. Bu başkaldırı hareketine “68 Kuşağı” adı verildi. İlk olarak Fransa’nın Nanterre Üniversitesinde öğrencilerin eğitim, siyasal, ekonomik ve sosyal isteklerinin üniversite yönetimi tarafından reddedilmesi üzerine başladı ve işçilerin de katılımı ile bir isyana dönüştü.
Türkiye’de 6. Filo protestoları Türkiye’de “68 Kuşağı” özellikle Amerikan 6. Filosunun Türkiye’ye ziyaretine karşı protesto edilmesi ve 29 Nisan 1968’de Ankara’da yapılan mitingde “Tam bağımsız gerçekten demokratik Türkiye” sloganı ile on binlerce insanın katılımıyla etkisini hissettirdi. Türkiye’de 68 Kuşağı Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim
Kaypakkaya gibi isimlerin liderliğinde gerçekleşmiştir.
1950’li ve 1960’lı yıllarda özellikle cinsiyete karşı ayrımcılık için de birçok protesto gösterisi yapılmıştır.
Bölüm 10 / 12
Dünya ekonomisindeki büyümeye bağlı olarak talep fazlası ürünlerin pazarlama ihtiyacı reklam sektörünün önemini artırdı.
Uydu teknolojisi sayesinde de televizyon programları uluslararası bir boyut kazandı. İlk kez “1964 Tokyo Olimpiyatları” canlı televizyon yayını ile tüm dünyaya ulaştırıldı.

SSCB’nin 1957’de ilk uzay Neil Armstrong aracı olan Sputnik’i uzaya fırlatmasından bir yıl sonra ABD, Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesini (NASA) kurarak ilk uydusunu uzaya gönderdi. 1961’de Rus kozmonot Yuri Gagarin, Vostok-1 uzay aracı ile uzaya ilk kez giden insan oldu.
1962’de ABD aynı şekilde karşılık vererek uzayda rekabeti hızlandırdı. 1969’da ise Amerikalı astronot Neil Armstrong’un Ay’a inmesi ile ABD uzay yarışında liderliği ele geçirdi.
Savaş yıllarında yapılan bilgisayar geliştirilerek 1970’lerin ortasında kişisel bilgisayar üretildi. 1977’de üretilen APPLE’ın fabrikalarda kullanılmasıyla bilgisayar, sanayi alanına girmiş oldu. 1969 yılında ilk olarak ABD’de bilim insanları arasındaki iletişimi sağlamak maksadı ile deneme niteliğinde olan “ARPANET” ABD’deki bütün üniversitelerin araştırma kuruluşlarının bilgisayarlarını bünyesinde toplayarak büyüdü.

Müzik alanında 1950’lerde ortaya çıkan “Rock And Roll” tarzı bu dönemde de etkisini sürdürmüştür. Heavy metal müzik türü ortaya çıkmış, rock müziğin önemli temsilcilerinden Rolling Stones grubu döneme damgasını vurmuştur. 1951 yılından itibaren yapılan Akdeniz Oyunları’nın tamamına katılan Türkiye, 1971’de düzenlenen altıncı Akdeniz Oyunları’na İzmir’de ev sahipliği yaptı.
Rolling Stones 1953’te yapısı çözülen DNA üzerinde 1973’te gen aktarımı (rekombinant DNA) tekniği geliştirilerek organik olayları kimyasal görünümlerine indirgeme yolundaki gelişmeler kaydedildi.
Bölüm 11 / 12
Türkiye’nin Soğuk Savaş Dönemi’nde Batı ittifakına dâhil olarak bu doğrultuda dış politika izlediği belirtilmiştir. Bu dönemde Kıbrıs, Ege sorunları, Orta Doğu’da Arap - İsrail Savaşları ve Ermeni terörü Türk dış politikasının belirlenmesinde etkili olmuştur. Ayrıca bu dönemde Türk - Amerikan ilişkilerinde Küba Füze Krizi, Johnson Mektubu ve Kıbrıs Barış Harekâtı etkili olmuştur.
Kıbrıs Meselesi Kıbrıs’taki Rumlar, İngiliz yönetimi altındayken adayı Yunanistan’a katma idealleri (Enosis) doğrultusunda faaliyetlerde bulundular. Yunanistan ise 1951’de Kıbrıs’ın kendisine verilmesi için İngiltere’ye resmen başvurdu. Bu girişimi olumsuz karşılanan Yunanistan, 1954’te Kıbrıs Sorunu’nu BM’ye taşıyarak meseleyi uluslararası bir konu hâline getirdi. Bu gelişmeler, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda harekete geçmesinde önemli rol oynadı. Böylece Kıbrıs Sorunu, Türk dış politikasının en önemli konularından biri hâline geldi.


1960’tan önce Yunanistan’ın Kıbrıs konusundaki isteklerinin BM tarafından reddedilmesi üzerine Rumlar, Kıbrıs’ta EOKA yer altı örgütünü kurarak önce İngilizler, sonra da Türklere yönelik tehdit hareketlerine başladılar. Bu örgütün amacı: İngiltere’yi Kıbrıs’tan atmak, Türkleri imha etmek ve Enosis’i gerçekleştirmekti. 1959’da Türkiye ve Yunanistan başbakanları Zürih’te bir araya gelerek Kıbrıs anlaşmazlığını çözümlemek için görüşmelere başladılar. 11 Şubat 1959’da Kıbrıs’ta bağımsız bir cumhuriyet kurulması kararı alınarak Zürih Antlaşması yapıldı. Daha sonra Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Londra’da bağımsız bir Kıbrıs Devleti’nin kurulmasına karar verdi ve Londra Antlaşması imzalandı.
Zürih ve Londra antlaşmalara Dr. Fazıl Küçük doğrultusunda 16 Ağustos 1960’ta bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildi.
Cumhurbaşkanlığına Rum lider Makarios, yardımcılığına da Türk lider Dr. Fazıl Küçük getirildi.
Kıbrıs’ta sağlanan barış ortamı uzun sürmedi. Yunanistan’ın asker ve silah göndererek desteklediği EOKA, Türklere karşı saldırı hareketlerine devam etti.
Kıbrıs Türkleri de bu faaliyetlere 1958’de kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) vasıtasıyla karşı koymaya çalıştı. 21 Aralık 1963’te başlayan ve “Kanlı Noel” denilen saldırılarda 1 Ocak 1964’e kadar 136 Kıbrıs Türkü şehit edildi; bunların en bilineni 24 Aralık’taki Kumsal katliamıdır. 1963-1964 çatışmalarının tamamında şehit sayısı 364’e ulaştı. Kanlı Noel olayları üzerine Türk savaş uçakları Lefkoşa üzerinde ilk uyarı uçuşunu yaptı.
Kanlı Noel Kıbrıs’ta “Kanlı Noel” olayından sonra üç garantör ülkenin (Türkiye, Yunanistan, İngiltere) askerlerinden oluşan barışı koruma kuvveti oluşturuldu. İngiliz generalin harita üzerinde yeşil bir kalemle çizdiği çizgi ile Lefkoşa 30 Aralık 1963’te ikiye ayrıldı. Bu tarihten sonra bu sınır, “Yeşil Hat” olarak adlandırıldı.
1964’te Yunanistan’ın adaya daha çok asker ve silah göndermesi, Rum çetelerinin saldırıya geçmesi Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale kararı almasına yol açtı. Ancak bu kararın uygulanmasını istemeyen ABD Başkanı Johnson, yazdığı mektupla Türkiye’yi kararından vazgeçirmeye çalıştı.
1966 yılında ise Patris gazetesinde yayımlanan bir habere göre; Türk halkının ani bir şekilde yok edilerek adanın Yunanistan’a bağlanacağı Akritas Planı ortaya çıktı.
Ancak Enosis’in hemen gerçekleşmesini isteyen EOKA üyeleri Yunanistan’dan aldıkları destekle 15 Temmuz 1974’te Makarios’a karşı bir darbe gerçekleştirdi. EOKA üyeleri Nikos Sampson’u Cumhurbaşkanlığına getirirken “Kıbrıs Elen Cumhuriyeti” ilan ettiler.
Türkiye oluşan bu ani gelişme sonrası darbenin Yunan müdahalesi olduğunu belirterek garanti antlaşmasının kendisine tanıdığı
yetkiye dayanarak Enosis’e engel olmak, adada barışı yeniden kurmak ve bölgedeki Türklerin güvenliğini sağlamak amacıyla 20 Temmuz 1974’te “Kıbrıs Barış Harekâtı”nı başlattı. ABD ise bu harekâtı gerekçe göstererek Türkiye’ye yapmakta olduğu ekonomik yardımları kesti ve Türkiye’ye silah ambargosu uygulamaya başladı. Bunun üzerine Türkiye 1969’da ABD ile yapılan “Savunma ve İş Birliği Antlaşması”nı feshetti ve ülkede bulunan tüm ABD üs ve tesislerine el koydu. 1978’de ABD ambargoyu kaldırınca ilişkiler tekrar normalleşti.


Kıbrıs Barış Harekâtı’na katılan Türk askerleri Harekât sonunda Türkler adanın kuzeyine, Rumlar ise adanın güneyine yerleşti.
Yapılan görüşmelerden de bir sonuç alınamayınca 1975’te Rauf Denktaş’ın liderliğinde “Kıbrıs Türk Federe Devleti” kuruldu.
Ancak BM Genel Kurulu 1983 yılında yaptıkları bir toplantı sonrasında Kıbrıs Rumlarını “Kıbrıs Hükûmeti” olarak tanıma kararı aldı. Bu gelişmeler üzerine Kıbrıs Türkleri 15 Kasım 1983’te “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”ni kurdu.
Rauf Denktaş 1924’te Kıbrıs’ta doğan Rauf Denktaş, Kıbrıs’ta avukatlık ve savcılık görevlerinde bulunmuştur. 1958’de EOKA karşısında Türklerin direnişine yön veren Türk Mukavemet Teşkilatını kurmuştur. Kendisi 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devlet Başkanlığı ve 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı seçilmiştir. 13 Ocak 2012 tarihinde hayatını kaybetmiştir.
Ege Adaları Meselesi Yunanistan’ın II. Dünya Savaşı’ndan sonra Ege’de bulunan tüm adalara sahip olup Ege Denizi’ne tamamen hâkim olmak istemesi sonucu bu sorun ortaya çıktı. Bu sorunlar; Ege adalarının silahlandırılması, kıta sahanlığı, kara sularının 12 mile çıkarılması ve Fır Hattı (Ege Hava Sahası)’dır.
Ege Adalarının Silahlandırılması Yunanistan’ın Ege adalarını NATO tatbikatları kapsamına aldırarak silahlandırma faaliyetlerine yasal dayanak aramıştır. Özellikle Limni Adası’nın bu tatbikatlarda kullanılmasını NATO’dan istemesine Türkiye tepki göstermiş ve Limni’nin statüsünün değiştirilemeyeceğini belirtmiştir.
Kıta Sahanlığı Sorunu Kıta sahanlığı; kara sularının bittiği yerden başlayan, deniz altından devam eden ve kıyıya sahip olan her devletin 200 deniz milini aşmayacak şekilde belirlenmiş kara devamına denir.
Yunanistan’ın bölgede petrol arama çalışmalarına başlaması ve bu petrol çalışması yapılacak bölgenin Türkiye kara sularına kadar gelmesi ilişkileri gerginleştirdi. 1976’da Türkiye’nin Sismik - I adlı araştırma gemisi ile Ege Denizi’nde bir araştırma yapması üzerine Yunanistan konuyu BM Güvenlik Konseyi ve Lahey Uluslararası Adalet Divanına götürdü.
Bunun üzerine her iki ülke temsilcilerinin katılımıyla “Bern Deklarasyonu” imzalandı. Buna göre, her iki devlet kıta sahanlığı ile ilgili hiçbir girişimde bulunmamayı kabul etti.
Kara Sularının 12 Mile Çıkarılması Kanunu Lozan Barış Antlaşması’nda 3 mil olarak kabul edilen kara suları genişliği 1936 senesinde Yunanistan tarafından 6 mile çıkarılmıştır. Ancak Yunanistan’ın 6 milden 12 mile çıkarma isteğini ise Türkiye savaş nedeni saymıştır. Çünkü bu sayede uluslararası suların bir kısmı Yunanistan’ın olacak böylece Boğazlar ve Batı Anadolu Yunan tehdidine açık hâle gelecekti.
Ege Hava Sahası (FIR Hattı - Uçuş Bilgi Bölgesi) Sorunu 1974 yılında yapılan Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında bu sorun ortaya çıkmıştır.
Türkiye bu harekât sırasında NOTAM (Havacılara İhbar Bildirimi) sonucunda kendine ait yeni bir FIR hattı oluşturdu.
Buna göre, Türkiye yönüne uçan her uçak Türk kıyılarına 50 mil kala durumunu ve uçuş planını Türk yetkililerine bildirmek zorundaydı.
Yunanistan ise Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Ege Denizi’ni “tehlikeli bölge” ilan ederek hava sahasını tüm uçuşlara kapattığını açıkladı.
Ancak bu karardan her iki ülke de zarar görünce 1980’de yapılan görüşmeler sonucu her iki ülkenin daha önce aldığı kararlar geçersiz sayıldı ve Ege hava sahası trafiğe tekrar açıldı.
Azınlıklar Yunanistan Hükûmeti 1965’te Batı Trakya Türklerinin mallarına el koydu. 1968’de ise Yunan anayasasına eklenen bir madde ile Hristiyan olmayanların memur olmaları yasaklandı.
Ayrıca sivil toplum örgütlerinde ve Türk okullarındaki “Türk” ifadesi çıkarıldı. Basın - yayın, haberleşme, yazışma ve sivil toplum örgütlerinde Türkçe yer isimlerinin kullanılması yasaklandı.
Türkçe şarkılar, filmler ve Türkçe yayın yapan radyolar yasaklanıp kapatıldı.
Batı Trakya’da 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın öcünü almak isteyen Yunanlar, Türk köylerini kuşatıp, esnaflara ait dükkân ve malları yağmaladı ve esnafa ödeyemeyeceği miktarda ağır para cezaları verdi. Türk gençleri toplama kamplarına götürülürken Türklere ait 3280 dönüm toprak kamulaştırılarak Türklerin elinden alındı.
Türkiye içinde azınlık statüsünü kabul etmeyen Ermeniler, Ermeni diasporası ve bazı politik çevrelerin yardımıyla sözde soykırımı dünyaya tanıtmak ve bunu Türkiye’ye kabul ettirmek ayrıca Türkiye’den tazminat ve toprak almak ve en sonunda da büyük Ermenistan hedeflerine ulaşabilmek için “ASALA’’ adı verilen “Ermenistan Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu’’nu kurdular.
Bu örgüt ilk eylemini 1973’te Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demir’i şehit ederek yaptı.

Bu olaydan sonra örgüt Türkiye’nin dış temsilcilerini ve diplomatlarını şehit etmeye devam etti. 1994’e kadar 35 diplomatımız ASALA tarafından şehit edildi.
ASALA’nın yaptığı katliam ile ilgili bir gazete haberi Ermeniler 4T olarak adlandırılan bir plan doğrultusunda hareket ettiler.
Buna göre, sözde Ermeni soykırımı dünya devletleri tarafından tanınacak, bu iddiaları daha sonra Türkiye’nin de tanıması sağlanacak, sonra sözde soykırımda ölenler için Türkiye’den tazminat alınacak ve en sonunda da bölgeden göç eden Ermenilerin toprakları kendilerine iade edilecektir.
Bölüm 12 / 12
1950 yılında iktidara gelen Demokrat Partiye karşı birtakım subaylar 27 Mayıs 1960 yılında hükûmete karşı askerî müdahalede bulundu. Bu müdahale sonucu Meclis kapandı, siyasi partilerin faaliyetleri askıya alındı. Birçok milletvekili, bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı yargılandı. Bu yargılama sonucunda Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi.
Bu darbeyi yapan Millî Birlik Komitesi ülkede tekrar anayasa yapmak için ülkenin farklı kesimlerinden ve sivil toplum kuruluşlarının da yardımıyla yeni bir anayasa hazırladı. Kurucu meclis tarafından hazırlanan bu anayasa 1961’de yapılan halk oylaması sonucu kabul edildi.
Anayasanın yürürlüğe girmesiyle siyasi parti faaliyetleri de tekrar başladı. 15 Ekim 1961’de darbe sonucu yapılan ilk seçimlere
CHP (Cumhuriyet Halk Partisi), AP (Adalet Partisi), CKMP (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) ve YTP (Yeni Türkiye Partisi) katıldı. Seçimleri çok az bir oy farkı ile Adalet Partisinin önünde CHP kazandı. Ancak CHP daha önceki yıllarda olduğu gibi tek başına iktidar olamadı.
1965 seçimlerini ise Adalet Partisi kazandı. Süleyman Demirel’in başbakanlığı başladı. 1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlükçü fikirlerin de etkisiyle siyasi fikir ve hareketler toplum arasında daha fazla etkili oldu.
1968 Senato Yenileme Seçimlerinde Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partililer arasında çatışmalarda çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesi, üniversite olayları ve genel grevlerinin artması, 68 Hareketi’nin Türkiye’de etkili olması, ODTÜ’de ABD büyükelçisinin arabasının yakılması, 1970’de işçi yürüyüşünde bir işçi, bir polis ve bir esnafın hayatını kaybetmesi sonucu İstanbul ve Kocaeli’de sıkıyönetim ilan edildi.
Bunun üzerine dönemin kuvvet komutanları 12 Mart 1971’de bir muhtıra yayımladı ve hükûmet uyarıldı. Bu gelişme üzerine başbakan Süleyman Demirel istifa etti. Yerine ise Nihat Erim Hükûmeti kuruldu. Bu hükûmetin çoğunluğu parti dışı isimlerden oluşan teknokratlar tarafından kurulmuştu.
1973 yılında yapılan seçimlerde ise hiçbir parti tek başına iktidar olacak çoğunluğu sağlayamadı. 25 Aralık 1973’te ise İsmet İnönü vefat etti ve devlet töreniyle Anıtkabir’e defnedildi.
Türkiye’de 1970’li yıllarda enflasyonun aşırı artması, sosyal, ekonomik, politik ve kültürel sorunların artarak devam etmesi, insanların ideolojik kamplaşma ve ayrışma yaşaması çeşitli grupların mahalle ve semtlerde kurtarılmış bölgeler oluşturması, insanların sokağa çıkamaz hâle gelmesi, piyasa şartlarından istifade eden bankerlerin halktan yüksek miktarlarda para toplaması, toplu sözleşmelerin bir türlü yapılamaması ve işçi haklarındaki gerileme gibi sebeplerden dolayı Türk Silahlı Kuvvetleri 12 Eylül 1980’de sabah 04.00’te ülke yönetimini “Bayrak Harekâtı” adı verilen bir darbeyle ele geçirdi. Aynı gün saat 13.00’te Kenan Evren, radyo ve televizyondan Millî Güvenlik Konseyi Başkanı sıfatıyla darbe bildirisini okudu.
Bu darbe sonucunda;
| Müdahale | Biçimi ve yönetenler | Meclis ve partiler | Ardından |
|---|---|---|---|
| 27 Mayıs 1960 | Askerî darbe; Millî Birlik Komitesi (başkanı Cemal Gürsel) | TBMM kapatıldı, Demokrat Parti kapatıldı | DP yöneticileri Yassıada'da yargılandı; 1961 Anayasası yapıldı; Cemal Gürsel cumhurbaşkanı oldu |
| 12 Mart 1971 | Muhtıra; Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları | Meclis kapatılmadı, partiler toplu olarak kapatılmadı | Demirel Hükûmeti istifa etti; partiler üstü (teknokrat) hükûmetler kuruldu; “ara rejim” dönemi |
| 12 Eylül 1980 | Askerî darbe; Millî Güvenlik Konseyi (başkanı Kenan Evren) | TBMM feshedildi, tüm partiler kapatıldı | Siyasi liderlere yasak getirildi; 1982 Anayasası yapıldı; 1983'te seçimlere gidildi |

Genelkurmay Başkanı Org. Kenan Evren kendi başkanlığında üst düzey komutanlardan oluşan Millî Güvenlik Konseyini (MGK) oluşturdu. Bülent Ulusu’nun başkanlığında ise bir hükûmet (Bakanlar Kurulu) kuruldu. Prof. Orhan Aldıkaçtı başkanlığında hazırlanan anayasa 7 Kasım 1982’de halkoyuna sunularak kabul edildi. 6 Kasım 1983’te Anavatan Partisi (ANAP), Halkçı Parti (HP) ve Milliyetçi Demokrasi Partisinin (MDP) katıldığı seçimlerden ANAP birinci parti çıktı ve Turgut Özal başkanlığında tek başına iktidar oldu.
Turgut Özal Turgut Özal 1927 yılında Malatya’da doğdu. Mühendislik ekonomisi alanında ABD’de eğitim aldı. 1967 - 1971 arasında Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı, 1971 - 1973 arasında Dünya Bankasında danışman ve 1979’da Başbakanlık Müsteşarı olarak görev yaptı. Türkiye ekonomisini liberalleştirmeyi hedefleyen 24 Ocak Kararları’nın hazırlanmasında önemli bir rol oynadı.
1980 Askerî Darbesi’nden sonra kurulan hükûmette ekonomik işlerden sorumlu başbakan yardımcısı oldu. 1983’te Anavatan Partisini kurdu ve seçimleri kazanarak Türkiye’nin 19. başbakanı oldu. 31 Ekim 1989’da TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Görev yaptığı sırada, (17 Nisan 1993) Ankara’da vefat etti.
| Konu | 1961 Anayasası | 1982 Anayasası |
|---|---|---|
| Hazırlanışı | 27 Mayıs sonrasında Kurucu Meclis hazırladı; 9 Temmuz 1961'de halkoyuyla kabul edildi | 12 Eylül sonrasında Danışma Meclisi hazırladı; 7 Kasım 1982'de halkoyuyla kabul edildi |
| Yasama | Çift meclis: Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu | Tek meclis (TBMM); Cumhuriyet Senatosu kaldırıldı |
| Hak ve özgürlükler | Geniş tutuldu; özgürlükçü bir anayasa | Devlet otoritesi ve kamu düzeni gerekçesiyle daha çok sınırlandırıldı |
| Yürütme | Cumhurbaşkanının yetkileri sınırlıydı | Cumhurbaşkanının ve yürütmenin yetkileri güçlendirildi |
| Devletin niteliği | “İnsan haklarına dayanan” sosyal hukuk devleti | “İnsan haklarına saygılı” demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti |
| Getirdiği kurumlar | Anayasa Mahkemesi ve Millî Güvenlik Kurulu kuruldu; üniversitelere ve TRT'ye özerklik tanındı | Yükseköğretim Kurulu (YÖK) anayasal kurum oldu; üniversite özerkliği daraltıldı |
1960’tan itibaren planlı ve kalkınmayı hedef alan bir ekonomi modeli benimsendi.
Bu planların hazırlanması ve hükûmete danışmanlık yapılması amacıyla da Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kuruldu. 1970’lerden itibaren ise enflasyonun yükselmesi ve alınan dış borçların ödenememesi, siyasi iktidarsızlıklar, 1973 Petrol Krizi, 1974 Amerikan ambargosu ve yurt dışında yaşayan işçi vatandaşlarımızdan gelen döviz miktarının azalması ekonomik gerilemeye neden oldu.
Birçok tüketim malı karaborsaya düştü. Türk lirası değerini kaybetti. Bunun üzerine serbest piyasa ekonomisine geçişi sağlamak amacıyla 24 Ocak Kararları ilan edildi.
Bu kararlar ile ithal ikameci politikalar terk edilerek ihracata yönelik sanayileşme anlayışına geçildi. Bu kararlar yüksek oranda zamlara, kamu harcamalarında tasarrufa, sıkı bir mali disipline ve altyapı çalışmalarının durdurulmasına yol açtı.
Geleneksel Türk iktisat anlayışını değiştiren bu kararlar, döviz kuru politikası, yurt içi fiyat politikası ve kurumsal reformlar alanlarında değişikliklere yol açtı. Türkiye’nin dünya ile barışmasına da vesile oldu.