İçeriğe atla
Küreselleşen Dünya

SSCB'nin Dağılması, Türk Dünyası ve Bölgesel Gelişmeler

~56 dk okuma6 Pekiştirme SorusuDers Notu s. 203-209
Genel Bakış
  • Mihail Gorbaçov'un Glasnost (açıklık) ve Perestroyka (yeniden yapılanma) politikaları Sovyet sistemini kurtaramamış, 1991'de SSCB resmen dağılmıştır.
  • SSCB'nin dağılmasıyla Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan bağımsızlığını ilan etmiş; Türkiye bu cumhuriyetleri tanıyan ilk devlet olmuştur.
  • TİKA (1992), TÜRKSOY (1993) ve Türk Devletleri Teşkilatı kurularak Türk dünyasıyla kardeşlik, kültür ve ekonomik iş birliği kurumsallaştırılmıştır.
  • I. Karabağ Savaşı'nda Ermenistan Hocalı Katliamı'nı gerçekleştirmiş; 2020 II. Karabağ Savaşı'nda Azerbaycan işgal altındaki topraklarını kurtarmıştır.
  • 1992-1995 Bosna Savaşı'nda Sırplar Srebrenitsa Katliamı'nı yapmış; Aliya İzzetbegoviç önderliğindeki direniş 1995 Dayton Antlaşması ile bağımsızlıkla sonuçlanmıştır.
  • Körfez Savaşları (1991 ve 2003) Orta Doğu dengelerini sarsmış; Türkiye Çekiç Güç, sınır güvenliği ve sığınmacı krizleriyle süreçten doğrudan etkilenmiştir.

Sınav İpucuAYT Tarih-2 soru yaklaşımı

Kişi, kurum, tarih ve gelişmeleri tek tek ezberlemek yerine aynı başlık altında karşılaştır. Soruda verilen ipucunu kronoloji ve neden-sonuç bağıyla doğrula.

Küreselleşen Dünya

Küreselleşen Dünya (1990 - 2021)

Bölüm 1 / 10 · Küreselleşen Dünya (1990 - 2021)

SSCB’de Değişim ve Sonuçları

Küreselleşme; mal, hizmet ve sermayenin artan hareketliliği sonucunda dünyadaki ekonomik bütünleşmenin, toplumlar arasındaki iletişim ve etkileşimin ve bunlara bağlı olarak da ülke, devlet ve milletlerin karşılıklı bağımlılıklarının artmasına denir.

Küreselleşmenin ekonomik zemini: Neo-liberal politikalar

1970’lerdeki ekonomik krizlerden sonra devletin ekonomiye müdahalesini savunan Keynesyen model yetersiz görülmeye başladı. 1980’lerden itibaren İngiltere’de Margaret Thatcher, ABD’de Ronald Reagan öncülüğünde neo-liberal ekonomi politikaları uygulandı. Bu anlayışa göre devletin ekonomideki rolü azaltılmalı, kamu kuruluşları özelleştirilmeli ve serbest piyasa ekonomisi benimsenmeliydi.

Neo-liberal model; Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve 1995’te kurulan Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi kuruluşlar aracılığıyla bütün dünyada yaygınlaştı. Sermayenin ve malların serbest dolaşımı, küreselleşmenin ekonomik zeminini oluşturdu.

SSCB’yi reforma ve çözülmeye götüren nedenler

  • II. Dünya Savaşı’ndan sonra süper güç olan SSCB, 1980’lerden itibaren ekonomik, siyasi ve toplumsal sorunlar nedeniyle nüfuzunu kaybetmeye başladı; sosyalist sistem bu sorunları çözmekte yetersiz kaldı.
  • Komünist Partinin tek yetkili olması ve muhalefetin bastırılması, halkın hak ve özgürlük taleplerini artırdı.
  • Soğuk Savaş boyunca yapılan savunma harcamaları, ABD ile nükleer silahlanma yarışı ve ABD’nin “Yıldız Savaşları” adıyla bilinen uzay savunma projesine yetişme çabası Sovyet ekonomisine ağır yük getirdi.
  • 1979’da başlayan Afganistan işgali de SSCB’yi askerî ve ekonomik açıdan yıprattı.
  • 1985’te iktidara gelen Mihail Gorbaçov, sistemi yeniden yapılandırmak için hukukun üstünlüğünü, demokratik ilkeleri ve ekonomik büyümeyi hedefleyen bir yönetim anlayışı benimsedi.
  • Gorbaçov, silahlanmanın yükünü azaltmak için ABD Başkanı Ronald Reagan ile zirveler yaptı (ilki 1985 Cenevre). 1987’de orta menzilli nükleer füzeleri kaldıran INF Antlaşması imzalandı; görüşmeler George H. W. Bush döneminde de sürdü.

SSCB’de Politika Değişiklikleri ve Nedenleri

Reagan ve Gorbaçov Cenevre Zirvesi'nde
Büyüt / İncele
Reagan ve Gorbaçov, Cenevre Zirvesi (19 Kasım 1985)Görsel: President (1981-1989 : Reagan). White House Photographic Office. 1981- · Kamu malı · Wikimedia Commons
Stanislav Petrov
Büyüt / İncele
Stanislav PetrovGörsel: Kaynak ders kitabı · Yayınevi izniyle

Ocak 1987’de açıklık ve yeniden yapılanma programlarıyla, komünist iktidarın tepki çeken baskıcılığını, demokratik bazı uygulamalarla halk egemenliğine yaklaştırmak için “Glasnost”u, kasım ayında ise ekonomik yapıda radikal değişikliklerle ülke ekonomisini canlandırmayı, ekonomiye yeni bir dinamizm kazandırmak için “Perestroika”yı açıkladı.

Stanislav Petrov 26 Eylül 1983’te ABD ile SSCB nükleer savaşın eşiğinden döndü.

Moskova yakınlarında bulunan Serpukhov-15 istasyonunda Rus erken uyarı füze sistemi ABD tarafından beş adet kıtalararası balistik füze gönderildiğini tespit etti. Ancak bu uyarının hata olduğunu anlayan Stanislav Petrov adındaki komutan herhangi bir girişimde bulunmadı. İlerleyen saatlerde bu olayın güneş ışığı yansımasından kaynaklandığı anlaşıldı.

Petrov dünyayı olası bir nükleer savaşın eşiğinden döndürdüğü için 2004 yılında kendisine “Dünya Vatandaşı” ödülü verildi.

SSCB’nin Dağılması

Gorbaçov, SSCB içindeki Letonya, Estonya ve Litvanya’da başlayan bağımsızlık hareketlerine çözüm bulmak için Aralık 1990’da “Egemen Devletler Birliği Antlaşması” fikrini ortaya attı.

Buna göre, SSCB’ye bağlı cumhuriyetlerdeki bağımsızlık ilanlarına karşı Gorbaçov’un gerekli tedbirleri almadığını düşünen ve bu antlaşmaya karşı olan ordu içindeki bazı komutanlar, bakanlar ve KGB liderinin aralarında bulunduğu bir grup, 18 Ağustos 1991 günü Gorbaçov’a karşı bir darbe yaptı.

Ortaya çıkan bu karışıklıklardan yararlanan SSCB’ye bağlı cumhuriyetlerin tamamına yakını bağımsızlıklarını ilan etti ve SSCB yıkıldı. Devlet başkanlığı görevine bir süre daha devam eden Gorbaçov, 25 Aralık 1991’de bu görevinden de istifa etti ve yerine Boris Yeltsin geçti.

SSCB’nin dağılma kronolojisi

  1. 1985Mihail Gorbaçov SSCB’nin yönetimine geldi.
  2. 1987Glasnost (açıklık) ve Perestroyka (yeniden yapılanma) programları açıklandı.
  3. Aralık 1990Baltık cumhuriyetlerindeki bağımsızlık hareketlerine karşı Gorbaçov “Egemen Devletler Birliği Antlaşması” fikrini ortaya attı. Amaç SSCB’yi dağıtmak değil, cumhuriyetleri daha gevşek ama ortak bir yapıda tutmaktı.
  4. Ağustos 1991Gorbaçov’a karşı darbe girişimi yapıldı. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin halkı darbecilere karşı direnmeye çağırdı ve darbe başarısız oldu. Ardından cumhuriyetlerin tamamına yakını bağımsızlığını ilan etti.
  5. 8 Aralık 1991Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Belarus (Beyaz Rusya) liderleri SSCB’nin sona erdiğini ve yerine Bağımsız Devletler Topluluğu’nun (BDT) kurulduğunu ilan etti.
  6. 21 Aralık 1991Almatı Zirvesi’nde 11 cumhuriyet BDT’ye katıldı; SSCB fiilen sona erdi.
  7. 25 Aralık 1991Gorbaçov devlet başkanlığından istifa etti; Kremlin’deki Sovyet bayrağı indirilerek yerine Rusya Federasyonu bayrağı çekildi.
  8. 26 Aralık 1991Sovyet parlamentosu SSCB’nin dağıldığını resmen onayladı.
Sınav İpucu

ÖSYM dikkat: Egemen Devletler Birliği ile BDT’yi karıştırma

Egemen Devletler Birliği Antlaşması, Gorbaçov’un SSCB’yi yeni bir biçimde ayakta tutma girişimidir ve dağılmadan önceye aittir.

Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ise SSCB dağıldıktan sonra kurulan gevşek bir iş birliği yapısıdır. BDT’yi ilk ilan edenler üç Slav cumhuriyeti (Rusya, Ukrayna, Belarus) oldu; Almatı’da üye sayısı 11’e çıktı. Gürcistan 1993’te katıldı, 2009’da ayrıldı. Baltık ülkeleri (Letonya, Estonya, Litvanya) BDT’ye hiç katılmadı.

SSCB’nin Dağılmasının Doğu Avrupa’ya Etkileri

ABD ile SSCB arasında var olan “Dehşet Dengesi” sona erdi.

Bu devletlerden Çekoslovakya hiçbir çatışma olmadan “Kadife Boşanma” adı verilen bir gelişmeyle Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrıldı.

Helsinki Deklarasyonu’na tepki veren ilk ülke Çekoslovakya olmuştur.

Milliyetçi aydınlar tarafından imzalanan Charter 77 Bildirisi ile halk 1988’de “Ruslar, evinize dönün!” sloganlarıyla SSCB’ye başkaldırmıştır. 1989’da komünist idareyi yıkan halk “Çekoslovak Federal Cumhuriyeti” olarak devletin adını değiştirmiştir.

Bu özgür ve demokratik ortamda devlet, 1993’te Kadife Boşanma ile Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrılmıştır. Çek Cumhuriyeti 2016 yılında ismini “Çekya” olarak değiştirmiştir.

SSCB’nin Dağılmasının Dünya Güçler Dengesi Üzerine Etkileri

1996’da Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın “Şanghay Beşlisi” adı ile kurdukları iş birliği yapılanması 2001’de Özbekistan’ın da katılımıyla “Şanghay İş Birliği Örgütü” adını aldı.

SSCB’nin dağılmasının genel sonuçları

  • İki kutuplu dünya düzeni ve Soğuk Savaş sona erdi; ABD dünya siyasetinde tek süper güç hâline geldi.
  • Doğu Bloku’nun askerî örgütü Varşova Paktı 1991’de dağıldı; birçok eski Doğu Bloku ülkesi zamanla NATO ve AB’ye yöneldi.
  • Boris Yeltsin liderliğindeki Rusya Federasyonu, SSCB’nin mirasçısı olarak yeni bağımsız devletler üzerindeki nüfuzunu sürdürmeye çalıştı.
  • Kafkasya ve Orta Asya’da Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan bağımsızlığını kazandı; bu gelişme Türk tarihi için bir dönüm noktası oldu.

Bölüm 2 / 10

Türk Cumhuriyetleri Bağımsız Oluyor

Azerbaycan

Ebulfeyz Elçibey
Büyüt / İncele
Ebulfeyz ElçibeyGörsel: Kaynak ders kitabı · Yayınevi izniyle

Azerbaycan, 1918’de Mehmet Emin Resulzade önderliğinde bağımsızlığını ilan etmesine rağmen kısa bir süre sonra SSCB yönetimine girmiştir.

Ebulfeyz Elçibey’in önderliğinde “Halk Cephesi” adıyla bir teşkilat kuruldu. SSCB’nin dağılmasından sonra 1991’de yeniden bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan’ı ilk tanıyan ülke Türkiye oldu. 1993’te Cumhurbaşkanı olan Haydar Aliyev’in “Biz bir millet, iki devletiz.” sözleri Türk - Azeri ilişkilerine egemen olmuştur. Mehmet Emin Resulzade, Bahtiyar Vahapzade gibi birçok ünlü şair ve yazar yetişmiştir.

Azerbaycan ile Türkiye arasında birçok ekonomik yatırım hayata geçirilmiştir. Bunlardan biri de 2017’de açılışı yapılan Bakü - Tiflis - Kars Demir Yolu yani yeni İpek Yolu Projesi ile Çin’den gelen yükün yaklaşık 15 - 20 gün içerisinde Avrupa ülkelerine ulaşması hedeflenmiştir.

31 Ekim 2003’ten beri ülkenin devlet başkanlığını İlham Aliyev yapmaktadır.

Küreselleşen Dünya

Dağlık Karabağ Sorunu 1985’ten sonra SSCB’deki iç gelişmelerden faydalanan Ermenistan, Karabağ’ı kendisine bağlamak istemiştir. Azerilerden silahlar toplanırken Ermenistan Meclisi bu kararnameyi kendi topraklarında uygulamamıştır. Azerilerin tamamen silahsız kalması üzerine Karabağ, Ermenistan tarafından işgal edildi. Hocalı başta olmak üzere birçok kentte çok sayıda sivil öldürülmüş veya göçe zorlanmıştır.

Hocalı Katliamı 26 Şubat 1992’de Ermeni güçleri bir Azerbaycan toprağı olan Hocalı köyüne gece vakti girerek 106’sı kadın, 63’ü çocuk, 70’i yaşlı, 374’ü erkek toplam 613 kişiyi katletti. Bu katliamdan sonra olası başka bir katliama maruz kalmak istemeyen 1 milyona yakın Azerbaycan Türk’ü, işgal edilen topraklardan göç etmek zorunda kalmıştır.

Kazakistan

Nursultan Nazarbayev
Büyüt / İncele
Nursultan NazarbayevGörsel: Kaynak ders kitabı · Yayınevi izniyle

Gorbaçov tarafından Kazakistan’ın başına getirilen Nursultan Nazarbayev, SSCB’nin dağılmasından sonra 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Kazakistan’ı tanıyan ilk devlet Türkiye oldu. Kazakistan, 1991’de Semey Nükleer Deneme Alanı’nı kapatarak dünya tarihinde ilk defa gönüllü olarak kendi nükleer silah deposundan vazgeçen ülke olmuştur.

Kırgızistan

Askar Akayev
Büyüt / İncele
Askar AkayevGörsel: Kaynak ders kitabı · Yayınevi izniyle

1990 sonbaharında yapılan seçimlerde Askar Akayev cumhurbaşkanı seçildi. Şubat 1991’de başkent Frunze’nin adı Bişkek (devrim öncesi adı) olarak değiştirildi.

SSCB’nin dağılması üzerine 31 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Türkiye, Kırgızistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkedir.

Kırgızistan’ın yetiştirdiği ve bütün dünyada tanınan önemli bir yazar olan Cengiz Aytmatov’un romanları ülkemizde de büyük ilgi görmektedir.

Özbekistan

İslam Kerimov
Büyüt / İncele
İslam KerimovGörsel: Kaynak ders kitabı · Yayınevi izniyle

SSCB’nin dağılması üzerine, 31 Ağustos 1991’de Özbekistan bağımsızlığını ilan etti ve İslam Kerimov cumhurbaşkanı seçildi.

Türkmenistan

Saparmurad Niyazov
Büyüt / İncele
Saparmurad NiyazovGörsel: Kaynak ders kitabı · Yayınevi izniyle

1985’te Türkmenistan Komünist Partisi Başkanlığına Saparmurad Niyazov getirildi. Türkmenler arasındaki kabileciliği ortadan kaldırıp birliği sağlayan Niyazov, Türkmen dilinin resmî dil olmasını sağladı. Türkmenistan 1991’de bağımsızlığını ilan etti.

Türkmenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke ise Türkiye oldu.

Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)

Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), SSCB’nin dağılmasının ardından 21 Aralık 1991’de “Almatı Zirvesi” sonucu Azerbaycan, Ermenistan, Belarus, Kazakistan, Moldova, Kırgızistan, Rusya, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Ukrayna’nın katılımı ile kurulmuştur. Daha sonra ise Aralık 1993’te Gürcistan katılmıştır. Ancak Gürcistan, 2008 Güney Osetya Savaşı sonrasında 14 Ağustos 2008’de aldığı meclis kararı ile BDT’den ayrılmış, ayrılık 18 Ağustos 2009’da yürürlüğe girmiştir.

TİKA (Türk İş Birliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı)

TİKA, 24 Ocak 1992’de başta Türk dilinin konuşulduğu ülkeler ve Türkiye’ye komşu ülkeler olmak üzere; gelişmekte olan ülkelerin kalkınmalarına yardımcı olmak, bu ülkelerle ekonomik, teknik, sosyokültürel ve eğitim alanlarında iş birliğini geliştirmek, ülkelerin kalkınma ihtiyaç ve hedeflerini, yapılabilecek iş birliği ve yardım konularını belirlemek, gerekli program ve projeleri hazırlamak için kurulmuştur. Pazar ekonomisine geçiş çabalarını desteklemek, TİKA’nın görev ve sorumluluklarındandır.

Bağımsız Türk cumhuriyetleri ve Türkiye

Rus Çarlığı ve SSCB dönemlerinde uygulanan “Ruslaştırma” siyaseti Türk cumhuriyetlerinde derin izler bıraktı. Ruslar Türklerin dil, inanç ve tarih bilincini zayıflatmaya çalıştı; Türk toplulukları coğrafya, boy, mezhep ve siyasi görüş farklarına göre birbirinden ayrıştırıldı. Buna rağmen Türkler uzun süren Rus egemenliği boyunca bağımsızlık arzusunu ve millî değerlerini canlı tuttu.

Türkiye, bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetlerini resmen tanıyan ilk ülke oldu: Azerbaycan’ı 9 Kasım 1991’de, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ı 16 Aralık 1991’de tanıdı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal döneminden itibaren bu ülkelerle yakın ilişki kurma politikası izlendi; üst düzey ziyaretler yapıldı, antlaşmalar imzalandı ve Türkiye bu devletlerin uluslararası alanda tanınmasına öncülük etti.

Türk dünyasıyla iş birliği kurum ve projeleri

Kurum / ProjeTarihÖzelliği
TİKA24 Ocak 1992Dışişleri Bakanlığına bağlı “Türk İş Birliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı” olarak kuruldu; 1999’da Başbakanlığa bağlandı, 2011’de adı “Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı” oldu. Kalkınma ve teknik yardım kuruluşudur.
Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi1992 (Ankara)Türk cumhuriyetlerinin devlet başkanları ilk kez bir araya geldi.
Büyük Öğrenci Projesi1992’den itibarenTürk cumhuriyetlerinden ve akraba topluluklardan binlerce öğrenci Türkiye’de eğitim görmeye başladı.
Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi1992Türkiye ile Kazakistan arasındaki antlaşmayla Türkistan şehrinde ortak üniversite olarak kuruldu.
TÜRKSOY (Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı)1993Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Türkiye’nin kültür bakanlarının imzaladığı antlaşmayla kuruldu. Ortak Türk kültürünü yaşatmayı ve dünyaya tanıtmayı amaçlar; Nevruz kutlamaları gibi ortak kültür etkinlikleri düzenler.
Yunus Emre Enstitüsü2007’de kuruldu, 2009’da faaliyete geçtiTürkiye’yi, Türk dilini, tarihini, kültürünü ve sanatını dünyaya tanıtır; yurt dışında Türkçe öğretimini destekler.
TRT Avaz21 Mart 2009Ortak Türk kültürünü tanıtmak için yayın yapan televizyon kanalı.
Türk Konseyi (Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi)3 Ekim 2009Nahçıvan’da Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye tarafından kuruldu.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB)6 Nisan 2010Yurt dışındaki Türk vatandaşları, akraba topluluklar ve Türkiye’de okuyan uluslararası öğrencilerle ilgili çalışmaları yürütür.
Türk Devletleri Teşkilatı12 Kasım 2021İstanbul’daki 8. Zirve’de Türk Konseyi’nin adı Türk Devletleri Teşkilatı olarak değiştirildi.
Akılda Kalsın

Hafıza notu: Kurumların sırası ve görevi

Sıra: TİKA (1992) → TÜRKSOY (1993) → Türk Konseyi (2009) → YTB (2010) → Türk Devletleri Teşkilatı (2021). Görev ayrımı: TİKA = kalkınma ve teknik iş birliği, TÜRKSOY = kültür, Yunus Emre Enstitüsü = Türkçe ve Türk kültürünün tanıtımı, Türk Konseyi / Türk Devletleri Teşkilatı = Türk devletleri arasında siyasi ve ekonomik iş birliği. Soruda “askerî ittifak” görürsen bu kurumların hiçbiri öyle değildir.

Bölüm 3 / 10

Doğu Bloku’ndan Sonra Avrupa’da Yeni Arayışlar

Doğu Bloku’nda komünist rejimlerin çöküşü

1 Ağustos 1975’te 35 ülkenin katılımıyla imzalanan Helsinki Nihai Senedi’nin insan haklarına ilişkin maddeleri, Avrupa’daki sosyalist ülkelerde hak ve özgürlük taleplerini artırdı. Gorbaçov’un reform politikaları ve SSCB’nin artık Doğu Avrupa’daki gelişmelere askerî müdahalede bulunmaması bu ülkelerdeki komünist yönetimlerin 1989’dan itibaren hızla çökmesini kolaylaştırdı.

Doğu Avrupa’da rejim değişiklikleri

ÜlkeGelişme
PolonyaLech Walesa liderliğindeki Dayanışma (Solidarnosc) Hareketi’nin mücadelesi sonucunda 1989’da komünist yönetim sona erdi.
ÇekoslovakyaVaclav Havel öncülüğündeki 1989 “Kadife Devrim” ile komünist yönetim kansız biçimde devrildi; 1993’te “Kadife Boşanma” ile Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrıldı.
RomanyaNikolay Çavuşesku’nun baskıcı yönetimi Aralık 1989’daki halk ayaklanmasıyla devrildi ve Çavuşesku idam edildi. Komünist yönetimin şiddetle yıkıldığı tek Doğu Bloku ülkesidir.
Macaristan1989’da Avusturya sınırını açtı ve çok partili sisteme geçti.
BulgaristanKasım 1989’da Theodor Jivkov devrildi; çok partili sisteme geçildi.
Doğu Almanya9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı açıldı; 3 Ekim 1990’da Almanya birleşti.
ArnavutlukRamiz Alia döneminde reformlar yapıldı; 1991’de çok partili hayata geçildi, 1992 seçimleriyle komünist rejim sona erdi.
Sınav İpucu

ÖSYM dikkat: Kadife Devrim ve Kadife Boşanma

Çekoslovakya’da 1989’daki “Kadife Devrim” komünist yönetimin kansız devrilmesidir; 1993’teki “Kadife Boşanma” ise devletin çatışmasız biçimde Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrılmasıdır. Doğu Bloku’nda rejimin kanlı biçimde yıkıldığı tek ülke Romanya’dır.

İki Almanya’dan Tek Devlete

Doğu Berlinlilerin araçlarıyla Checkpoint Charlie'den geçişi
Büyüt / İncele
Doğu Berlinliler sınırı kontrolsüz geçiyor, Checkpoint Charlie (Kasım 1989)Görsel: DoD photo by: STAFF SERGEANT F. LEE COCKRAN · Kamu malı · Wikimedia Commons

1989’da Demokratik Almanya’nın kendi vatandaşlarına ülkeden çıkış vizesi vermemesi üzerine on binlerce kişi Batılı ülkelerin büyükelçiliklerine sığındı. Demokratik Almanya’daki özgürlük isteyen halk hareketleri sonunda 9 Kasım’da Berlin Duvarı geçişlere açıldı ve 13 Haziran 1990’dan sonra da yıkılmaya başlandı. 3 Ekim 1990’da Almanya resmen birleşti.

Almanya’nın birleşme adımları

  • 18 Mart 1990’da Doğu Almanya’da yapılan ilk serbest seçimleri Hristiyan Demokratlar kazandı ve birleşme süreci hızlandı.
  • 12 Eylül 1990’da Moskova’da iki Almanya ile ABD, SSCB, İngiltere ve Fransa arasında imzalanan “2+4 Antlaşması” ile birleşmeye uluslararası onay verildi.
  • 3 Ekim 1990’da Almanya resmen birleşti; birleşik Almanya NATO üyesi olarak kaldı.
  • Sıralamaya dikkat: Duvarın açılması (9 Kasım 1989) → duvarın yıkımının başlaması (Haziran 1990) → 2+4 Antlaşması (12 Eylül 1990) → birleşme (3 Ekim 1990).

Avrupa Ekonomik Topluluğundan (AET) Avrupa Birliği’ne (AB)

1957’de imzalanan Roma Antlaşması ile “Avrupa Ekonomik Topluluğu” adını alan birliğin politikalarının başarıya ulaşması sonucunda 1973’te üye sayısı altıdan dokuza çıktı.

7 Şubat 1992’de imzalanan ve Kasım 1993’te yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması ile Avrupa Topluluğu, “Avrupa Birliği” adını aldı. Avrupa Birliği 1 Temmuz 2013 itibarıyla Hırvatistan’ın da birliğe katılması ile üye sayısını yirmi sekize yükseltmiştir.

Avrupa Birliği’nin genişleme aşamaları

YılGelişme
1957Roma Antlaşması ile AET kuruldu. Kurucu üyeler: Fransa, Federal Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda, Lüksemburg.
1973İngiltere, İrlanda ve Danimarka katıldı (6 → 9 üye).
1981Yunanistan katıldı.
1986İspanya ve Portekiz katıldı.
1995Avusturya, Finlandiya ve İsveç katıldı.
2004Çoğu eski Doğu Bloku ülkesi olan 10 ülke katıldı (Polonya, Çekya, Slovakya, Macaristan, Slovenya, Estonya, Letonya, Litvanya ile Malta ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi).
2007Bulgaristan ve Romanya katıldı.
2013Hırvatistan katıldı; üye sayısı 28 oldu.
2020İngiltere, 23 Haziran 2016’daki Brexit referandumunun ardından 31 Ocak 2020’de birlikten ayrıldı; üye sayısı 27’ye düştü.

AB’nin amaçları ve uluslararası politikadaki yeri

  • AB; üyeler arasında barışı kalıcı kılmayı, sorunları barışçı yollarla çözmeyi ve refahı artırmayı amaçlar.
  • AB’nin dış politikadaki gücü siyasi ve askerî olmaktan çok ekonomik ve kültüreldir. Üye ülkelerin dış politikada zaman zaman bağımsız hareket etmesi birliğin etki gücünü zayıflatır.
  • Ekonomik bütünleşme aşamaları: 1968’de topluluk içinde gümrük birliği tamamlandı; Maastricht Antlaşması ile ortak para birimi (Avro) kararı alındı; 1998’de Avrupa Merkez Bankası kuruldu; Avro 2002’de tedavüle girdi.

Maastricht Kriterleri

Hollanda’nın Maastricht kentinde imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması’nda (Maastricht Antlaşması), Ekonomik ve Parasal Birliğin (EPB) aşamaları, bu aşamalarda izlenecek ekonomik ve parasal politikalarla bu politikaların uygulanması için gerekli kurumsal değişiklikler ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler çerçevesinde, üye ülke ekonomileri arasındaki farklılıkların giderilebilmesi için, “Maastricht Kriterleri” olarak adlandırılan yakınlaşma kriterleri tespit edilmiş ve bunlara uyulmaması durumunda uygulanacak yaptırımlar belirlenmiştir.

Maastricht Kriterleri ve Yaptırımlar

  • Üyelerin yıllık ortalama enflasyon oranı, en düşük yıllık enflasyona sahip üç üye devletin enflasyon ortalamasını en fazla 1,5 puan geçebilir.
  • Üye devletlerin bütçe açığı oranı gayrisafi yurt içi hasılasının (bir ülke sınırları içerisinde belli bir zaman içinde, üretilen tüm mal ve hizmetlerin para birimi cinsinden değeri) %3’ünü aşmaması gerekir.
  • Üye devletlerin kamu borcunun, gayrisafi yurt içi hasılalarının %60’ını geçmemesi gerekir.
  • Her üye devletin uzun vadeli faiz oranı, en düşük orana sahip üç üye devletin faiz oranını en fazla 2 puan aşabilir.
  • Üye devletlerin ulusal paraları, Avrupa döviz kuru mekanizmasının izin verdiği normal dalgalanma sınırları içinde kalmalıdır.

Kopenhag Kriterleri

22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi’nde adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce aday ülkeler; demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, azınlık hakları ve işleyen bir piyasa ekonomisi alanlarında belirli bir seviyeye gelmiş olmalıdırlar. AB, bu kriterlere uygun gördüğü birçok Doğu Avrupa ülkesini özellikle 2004 yılından sonra tam üyeliğe almıştır.

Akılda Kalsın

Hafıza notu: Üç kriteri karıştırma

Maastricht Kriterleri (1992) = ortak para için ekonomik yakınlaşma ölçütleri (enflasyon, faiz, bütçe açığı, kamu borcu, kur). Kopenhag Kriterleri (1993) = üyelik için siyasi ve ekonomik ölçütler (demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan ve azınlık hakları, işleyen piyasa ekonomisi). Madrid Kriteri (1995) = aday ülkenin AB mevzuatını uygulayabilecek idari yapıya sahip olması.

Bölüm 4 / 10

AB ve Dünya

2004 itibarıyla Avrupa Birliği üyelerini gösteren harita
Büyüt / İncele
Avrupa Birliği üyeleri (2004)Görsel: Kamu malı · Wikimedia Commons

NATO’nun Avrupa’da Genişlemesi Doğu Bloku’nun yıkılmasından sonra oluşan Doğu Avrupa ülkeleri NATO’ya girerek güvenlik sorunlarını çözmekle beraber ABD ve Batılı ülkelerle siyasi ve ekonomik bağlarını güçlendirmeyi amaçlamışlardır. Bu amaçla Ocak 1994’te ilan edilen “Barış İçin Ortaklık (BİO)” adıyla bir ortaklık programı uygulamaya konularak NATO ile yakınlaşmaları ve farklı tarihlerde üye olma imkânı sağlanmıştır. Ancak Makedonya’nın üyeliği Yunanistan tarafından, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin de üyeliği Türkiye tarafından veto edilmiştir.

Bölüm 5 / 10

Türkiye ve Avrupa Birliği

Ankara Antlaşması ve Katma Protokol

Avrupa Birliği ve Türkiye
Büyüt / İncele
Avrupa Birliği ve TürkiyeGörsel: CC BY-SA 3.0 · Wikimedia Commons

Türkiye, Temmuz 1959’da topluluğa tam üyelik için başvurmuştur. AET tarafından verilen cevapta, Türkiye’nin kalkınma düzeyinin tam üyeliğin gereklerini yerine getirmeye yeterli olmadığı bildirilmiş ve tam üyelik şartları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık antlaşması imzalanması önerilmişti. Bu gelişmeler sonucunda 12 Eylül 1963’te “Ankara Antlaşması” imzalanmıştır.

Ancak Ankara Antlaşması, geçiş dönemi hükümleri ve tarafların üstleneceği yükümlülükleri belirten Katma Protokol (1970; 1973’te yürürlüğe girdi) öngörüldüğü şekilde uygulanamamıştır.

AB ile başlangıçta sadece ekonomik olan sorunlar, Yunanistan’ın 1981’de topluluğa tam üye olması ile siyasi boyut da kazanmıştır. Çünkü AB’ye üyeliğin kabulü için oy birliği şartı aranmaktadır. Türkiye ile arasındaki sorunların kendi politikasına uygun şekilde çözümü için Yunanistan’ın veto hakkını bir koz olarak kullanması sonucu topluluk ile Türkiye arasındaki ilişkiler dondurularak mali iş birliğine son verilmiştir.

Ankara Antlaşması’ndan 1987’ye Türkiye-AET ilişkileri

  • Türkiye AET’ye ilk başvurusunu 31 Temmuz 1959’da yaptı. 12 Eylül 1963’te imzalanan Ankara Antlaşması 1 Aralık 1964’te yürürlüğe girdi ve Türkiye-AB ilişkilerinin hukuki temelini oluşturdu.
  • Ankara Antlaşması bir tam üyelik antlaşması değil, tam üyelik şartları gerçekleşinceye kadar geçerli bir ortaklık antlaşmasıdır.
  • 1970’lerin başından 1980’lerin ikinci yarısına kadar Türkiye’deki siyasi ve ekonomik sorunlar nedeniyle ilişkiler istikrarsız seyretti. 12 Eylül 1980 askerî darbesinden sonra ilişkiler askıya alındı.
  • 1983’te sivil yönetime geçilmesiyle Türkiye dışa açılma sürecine girdi ve 14 Nisan 1987’de tam üyelik başvurusu yaptı.

Türkiye’nin Gümrük Birliğine Girişi

Türkiye, 14 Nisan 1987’de tekrar AB’ye tam üyelik müracaatında bulunmuştur. AB Komisyonu tarafından 1989’da verilen cevapta, Türkiye’nin AB’ye üyelik konusundaki ehliyeti kabul edilmekle birlikte, gelecekteki genişleme sürecine kadar beklenmesi ve Gümrük Birliği sürecinin tamamlanması önerilmiştir. Yapılan müzakereler sonunda Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği, 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Avrupa Birliği’nin Genişleme Süreci ve Türkiye

Avrupa Birliği, 1993 Kopenhag Zirve Toplantısı’nda ve 12 - 13 Aralık 1997 tarihlerinde Lüksemburg’da yapılan Avrupa Birliği Zirvesi’nde Türkiye’nin tam üyeliğe ehliyeti bir kez daha teyit edilmiştir.

15 - 16 Haziran 1998 tarihinde gerçekleşen AB “Cardiff Zirvesi”

Sonuç Belgesi’nin genişleme ile ilgili bölümünde, adayların tam üyeliğe hazırlanma durumunu incelemek üzere kurulmuş olan gözden geçirme mekanizmasına Türkiye de dâhil edilmiştir.

Küreselleşen Dünya

Belgede ayrıca, Komisyon tarafından Türkiye’yi tam üyeliğe hazırlamak için sunulan “Avrupa Stratejisi” onaylanmıştır. AB Komisyonunun 1999’da açıkladığı raporda, Türkiye tam üyeliğe aday gösterilmiş ve ülkemize de somut bir “Katılma Ortaklığı Stratejisi” önerilmiştir. 10 - 11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki’de yapılan AB Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’nde Türkiye, oy birliği ile Avrupa Birliği’ne aday ülke olarak kabul edilmiştir. Bu süreçte Türkiye AB fonları tarafından finansı sağlanan Socrates (Genel Eğitim), Leonardo da Vinci (Mesleki Eğitim), Hayat Boyu Öğrenme (LLP) ve Gençlik (Youth in Action) programlarına tam üye olarak katılarak ülkemizde bununla ilgili “Ulusal Ajans” adı verilen bir yapılanmayı gerçekleştirmiştir.

Adaylıktan katılım müzakerelerine

  • 17 Aralık 2004 Brüksel Zirvesi’nde Türkiye’nin siyasi kriterleri yeterli ölçüde karşıladığı belirtildi ve katılım müzakerelerinin başlatılmasına karar verildi.
  • Türkiye’nin AB’ye katılım müzakereleri 3 Ekim 2005’te resmen başladı. Müzakereler 35 başlık (fasıl) üzerinden yürütülür; bunlardan 16’sı müzakereye açıldı.
  • Bazı AB ülkelerinin Türkiye’nin üyeliğine karşı tutumları ve Kıbrıs meselesi müzakere sürecini olumsuz etkiledi; 2016’dan sonra yeni bir fasıl açılmadı.

Türkiye-AB ilişkileri kronolojisi

  1. 1959Türkiye AET’ye başvurdu (31 Temmuz 1959).
  2. 1963Ankara Antlaşması imzalandı (1964’te yürürlüğe girdi).
  3. 1970Katma Protokol imzalandı (1973’te yürürlüğe girdi).
  4. 1987Türkiye tam üyelik başvurusu yaptı.
  5. 1996Türkiye-AB Gümrük Birliği yürürlüğe girdi.
  6. 1999Helsinki Zirvesi’nde Türkiye aday ülke kabul edildi.
  7. 2004Brüksel Zirvesi’nde müzakerelerin başlatılmasına karar verildi.
  8. 2005Katılım müzakereleri başladı.
Sınav İpucu

ÖSYM dikkat: Ortaklık, Gümrük Birliği, adaylık

Türkiye AB’ye tam üye değildir. Ankara Antlaşması ortaklık antlaşmasıdır; Gümrük Birliği’ne (1996) Türkiye tam üye olmadan girmiştir; adaylık 1999 Helsinki’de, müzakereler 2005’te başlamıştır. “Türkiye Gümrük Birliği ile AB’ye tam üye oldu” ya da “adaylık Lüksemburg’da kabul edildi” gibi yargılar yanlıştır.

Bölüm 6 / 10

Yeni Oluşum Sürecinde Balkanlar

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin Dağılması

Yugoslavya'nın dağılmasından sonra kurulan devletler
Büyüt / İncele
Yugoslavya'nın dağılmasından sonra kurulan devletlerGörsel: DIREKTOR · CC BY-SA 3.0 · Wikimedia Commons

1945’te yapılan seçimleri kazanan Tito, Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti’ni kurarak ülkedeki krallık yönetimine son verdi.

Yugoslavya; Slovenya, Hırvatistan, Bosna - Hersek, Karadağ, Sırbistan, Makedonya Federal Cumhuriyetleri ile Voyvodina ve Kosova özerk bölgelerinden oluşturuldu. 1974 Anayasası ile Tito ömür boyu devlet başkanı seçildi.

Tito’nun 1980’de ölümünden sonra Aralık 1987’de Slobodan Miloşeviç’in bir darbeyle Sırp Komünist Partisinin başına geçmesi ile Avrupa’nın 4. büyük ordusu olan Yugoslavya Federal Ordusu (JNA), Sırpların kontrolüne geçti.

Buna karşılık Slovenya Cumhuriyeti Parlamentosu 7 Haziran 1989’da Slovenya halkının kendi geleceğini kendisinin belirlemesi yönünde karar alarak 2 Temmuz 1990’da egemenlik bildirgesi yayımladı, 25 Haziran 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Bunu Hırvatistan Parlamentosunun bağımsızlık kararı takip etti.

Böylece Yugoslavya’da parçalanma süreci başlamış oldu. Aynı yıl içinde Makedonya, 1992’de de Bosna - Hersek bağımsızlıklarını ilan edince Yugoslavya’yı oluşturan altı devletten dördü; Slovenya, Hırvatistan, Makedonya ve Bosna - Hersek, Yugoslavya’dan ayrılmış oldu.

Bosna - Hersek’in bağımsızlık kararı 29 Şubat 1992’de, Bosnalı Sırpların seçimi boykot etmelerine rağmen referandumla onaylandı. 6 Nisan’da da AT Bosna - Hersek’in bağımsızlığını tanıdı.

Bu durumu kabul etmeyen Sırbistan, “Büyük Sırbistan” hayalini gerçekleştirebilmek için yanındaki milis grupları da silahlandırarak silahsız Boşnaklara karşı savaş başlattı.

Temmuz 1995’te General Ratko Mladiç komutasındaki Sırp güçleri, daha önce BM Güvenlik Konseyi tarafından “güvenli bölge” ilan edilmiş olan Srebrenica’yı işgal etti ve binlerce sivili topluca katletti.

Bu gelişme üzerine NATO harekete geçerek 30 Ağustos 1995’te Sırp hedeflerine yönelik kapsamlı hava operasyonları başlattı.

Üç hafta süren bu harekât sonucunda Sırplar ateşkes yapmayı kabul etti. 14 Aralık 1995’te Yugoslavya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Slobodan Miloşeviç ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Franyo Tucman ve Bosna - Hersek eski Cumhurbaşkanı “Bilge Lider” lakaplı Aliya İzzetbegoviç tarafından “Dayton Antlaşması” imzalanarak Bosna Savaşı sona erdi.

Bosna Savaşı’nın ayrıntıları

  • Bosna-Hersek, referandumun ardından 3 Mart 1992’de bağımsızlığını ilan etti. Bosnalı Sırplar ise kendi “Sırp Cumhuriyeti”ni ilan ederek Sırbistan’ın desteğiyle Boşnaklara saldırdı.
  • BM’nin bölgeye uyguladığı silah ambargosu, Yugoslav ordusunun silahlarını elinde tutan Sırpları değil, Aliya İzzetbegoviç liderliğindeki Boşnakları zor durumda bıraktı.
  • 1566’da Mimar Hayreddin’in yaptığı Osmanlı eseri Mostar Köprüsü, Kasım 1993’te Hırvat topçu ateşiyle yıkıldı; 2004’te Türkiye’nin de katkısıyla yeniden açıldı.
  • BM Güvenlik Konseyi 1993’te Srebrenitsa’yı “güvenli bölge” ilan etti. Ancak bölgeyi korumakla görevli Hollandalı BM askerleri, Temmuz 1995’te şehre giren Sırp güçlerini durduramadı.
  • Barış görüşmeleri ABD’nin girişimiyle yapıldı. Dayton Antlaşması 21 Kasım 1995’te ABD’nin Dayton (Ohio) kentinde parafe edildi, 14 Aralık 1995’te Paris’te resmen imzalandı.

Dayton Antlaşması’nın esasları

  • Bosna-Hersek, adını ve uluslararası alanda tanınmış sınırlarını koruyarak tek bir devlet olarak kalacaktı.
  • Devlet iki birimden oluşacaktı: Bosna-Hersek Federasyonu (Boşnak-Hırvat) ve Sırp Cumhuriyeti.
  • Taraflar Lahey’deki Uluslararası Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi ile iş birliği yapacaktı.
  • Antlaşmanın uygulanması NATO önderliğindeki barış gücünün (IFOR) denetimine bırakıldı.

Kosova Sorunu ve Yugoslavya’nın sona ermesi

Miloşeviç 1989’da Kosova’nın özerk statüsüne son verdi. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan Arnavutlar Kosova Kurtuluş Ordusu ile silahlı mücadeleye başladı; Sırp güçleri Arnavut halka yönelik saldırılarını artırdı.

NATO, BM Güvenlik Konseyi kararı olmadan 24 Mart 1999’da Sırp hedeflerine hava harekâtı başlattı; Türkiye de harekâta katıldı. Miloşeviç Haziran 1999’da barış şartlarını kabul etti ve Kosova’da güvenliği sağlamak için NATO önderliğinde KFOR barış gücü kuruldu. Kosova 17 Şubat 2008’de bağımsızlığını ilan etti.

Sırbistan ve Karadağ’dan oluşan Yugoslavya Federal Cumhuriyeti 2003’te “Sırbistan-Karadağ” adını aldı. 2006’da Karadağ referandumla bağımsız olunca Yugoslavya adı tarihe karıştı.

Sınav İpucu

ÖSYM dikkat: Bosna ve Kosova müdahalelerini ayır

Bosna Savaşı’nda NATO’nun kapsamlı hava harekâtı Srebrenitsa’dan sonra (30 Ağustos 1995) başladı ve Dayton Antlaşması (1995) ile savaş bitti. Kosova’da NATO müdahalesi 1999’dadır ve BM Güvenlik Konseyi kararı olmadan yapılmıştır. Yugoslavya’dan ilk ayrılanlar Slovenya, Hırvatistan, Makedonya ve Bosna-Hersek’tir; Karadağ 2006’da, Kosova 2008’de bağımsızlık ilan etmiştir.

Arnavutluk’ta Demokratikleşme Süreci

II. Dünya Savaşı’nda İtalyanlar tarafından işgal edilen Arnavutluk Enver Hoca liderliğinde, İtalyan ve Almanlara karşı mücadele verdi ve savaş sonunda Komünist Partinin yönetimine girmiştir.

Enver Hoca Dönemi’nde bütün kilise ve camiler kapatılmış ve Arnavutluk, 1967 yılında resmî olarak dünyadaki ilk ateist devlet olmuştur.

Nisan 1985’te Enver Hoca’nın ölümünden sonra Ramiz Alia, Arnavutluk Komünist Partisi liderliğine ve devlet başkanlığına getirildi.

Arnavutluk’ta komünist rejimin sona ermesi

Ramiz Alia, Doğu Avrupa’daki değişim karşısında reformlara yöneldi ve muhalefete izin verdi. 1991’de çok partili seçimler yapıldı. 1992 seçimlerini Demokrat Parti kazandı ve Sali Berişa cumhurbaşkanı oldu; böylece Arnavutluk’ta komünist rejim sona erdi.

Bölüm 7 / 10

Orta Doğu ve Afganistan’daki Gelişmeler

Körfez Savaşları

Irak, borçlarını ödeyebilmek, sanayileşmesini sürdürmek ve askerî yönden yeniden güçlenebilmek için Kuveyt’in günlük limitten fazla petrol çıkararak kendisini zarara uğrattığı iddiasını öne sürerek bu devletten 24 milyar dolar istedi. Bu isteklerin kabul edilmemesi üzerine Irak birlikleri, 2 Ağustos 1990 günü Basra Körfezi’nin doğusunu ve Kuveyt’teki zengin petrol yataklarını ele geçirerek bölgede daha etkili olma amacıyla Kuveyt’i işgal etti.

Kuveyt’in işgali Irak’ı kendileri için bir tehdit unsuru olarak gören İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere bölge ülkelerinin politikalarıyla da uyuşmuyordu.

Bu nedenlerle Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle başlayan “Körfez Krizi”, aynı zamanda bir dünya sorunu hâline geldi.

Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesini sağlamak amacıyla Güvenlik Konseyi kararıyla oluşturulan koalisyon güçlerine ABD ve Avrupa devletlerinin yanında Mısır, Bahreyn, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suriye gibi Arap ülkeleri de destek verdi.

BM Güvenlik Konseyi kararına göre koalisyon güçleri 17 Ocak’ta hava saldırısına başladı. Bu saldırılar sonucu Irak, askerî gücünün büyük bölümünü kaybetti.

Mayıs 1991’de, 36. Paralel’in kuzeyini kontrol altında tutmak ve Irak’ın ateşkes koşullarına uyup uymadığını kontrol etmek için uluslararası “Çekiç Güç” kuruldu. Merkezi Türkiye’deki İncirlik Üssü olan bu güç; Amerikan, İngiliz, Fransız ve Türk hava birliklerinden oluşuyordu. 20 Mart 2003’te ABD ve İngiltere Irak’a saldırı başlattı. ABD ve İngiliz kuvvetleri 9 - 10 Nisan’da Bağdat’a girdi.

Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, 30 Aralık 2006’da idam edildi.

Yapılan uzun çalışmalar sonucunda 13 Temmuz 2003’te “Geçici Irak Yönetim Konseyi” oluşturuldu ve seçimler 30 Ocak 2005’te yapıldı. Celal Talabani Cumhurbaşkanlığına seçildi. Hükûmetin kurulmasının ardından ekim ayında anayasa referanduma sunuldu ve kabul edildi. Koalisyon askerleri ise 2003’ten beri işgal ettikleri Irak’tan 31 Aralık 2011 tarihinde geri çekildi ve Körfez Savaşı resmen sona erdi.

I. Körfez Savaşı’nın arka planı ve sonuçları

  • İran-Irak Savaşı’ndan (1980-1988) büyük borçla çıkan Irak silahlanmaya devam etti ve Kuveyt üzerinde hak iddia etti. 2 Ağustos 1990’da işgal ettiği Kuveyt’i “19. il” ilan etti.
  • BM, Irak’tan işgal ettiği topraklardan kayıtsız şartsız çekilmesini istedi. Irak bunu reddedince 17 Ocak 1991’de “Çöl Fırtınası Harekâtı” başladı; hava harekâtını kara harekâtı izledi ve Kuveyt kısa sürede kurtarıldı.
  • Irak, BM’nin önerdiği ateşkesi kabul etti. Ambargonun kaldırılması Kuveyt sınırlarının tanınmasına ve Irak’ın nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlardan arındırılmasına bağlandı.
  • Savaştan sonra kuzeyde Kürt, güneyde Şii grupların ayaklanmaları Baas rejimince sertçe bastırıldı. Bunun üzerine Irak uçaklarına önce 36. paralelin kuzeyinde, 1992’den itibaren de 32. paralelin güneyinde uçuş yasağı getirildi. Saddam Hüseyin iktidarda kaldı.

II. Körfez Savaşı (2003) ve sonrası

  • ABD, 11 Eylül saldırılarından sonra başlattığı “teröre karşı küresel mücadele” kapsamında Irak’ı kitle imha silahı edinmek ve terörü desteklemekle suçladı. BM denetçileri Irak’ta bu silahlara rastlamadı.
  • ABD ve İngiltere, BM Güvenlik Konseyi’nden yeni bir yetki kararı çıkmadan 20 Mart 2003’te Irak’a saldırdı. Saddam Hüseyin ve Baas rejimi devrildi; iddia edilen kitle imha silahları ise bulunamadı.
  • İşgalden sonra Irak’ta otorite boşluğu doğdu; siyaset mezhep ve aşiret temeline oturdu, etnik ve mezhepsel çatışmalar ile silahlı grupların saldırıları arttı. Bu istikrarsızlık komşu ülkeleri ve bütün bölgeyi etkileyen bir güvenlik sorununa dönüştü.

İki Körfez Savaşı’nın karşılaştırması

ÖzellikI. Körfez Savaşı (1990-1991)II. Körfez Savaşı (2003)
NedenIrak’ın Kuveyt’i işgal etmesiIrak’ın kitle imha silahı edindiği ve terörü desteklediği iddiası
BM’nin tutumuGüvenlik Konseyi kararıyla koalisyon kurulduGüvenlik Konseyi’nden yeni bir yetki kararı çıkmadı
TaraflarABD önderliğinde Avrupa devletleri ve Mısır, Suudi Arabistan, Suriye gibi Arap ülkeleriABD ve İngiltere önderliğinde daha dar bir koalisyon
SonuçKuveyt kurtarıldı; Saddam iktidarda kaldı; Irak’a ambargo ve uçuş yasağı bölgeleriSaddam rejimi yıkıldı; Irak’ta uzun süreli istikrarsızlık başladı
TürkiyeÇekiç Güç’ün merkezi İncirlik oldu; ambargodan ekonomik zarar gördü1 Mart Tezkeresi ile ABD askerlerine Irak’a geçiş izni vermedi; savaş ve ambargodan zarar gördü

Filistin Sorunu ve Orta Doğu Barış Görüşmeleri

Filistin’deki örgütler İsrail’e karşı 1964’te Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) çatısı altında birleştiler; Yaser Arafat 1969’da FKÖ’nün başına geçti.

BM, 1974’te FKÖ’yü Filistin’in tek temsilcisi olarak tanıdı. Filistin topraklarında FKÖ’nün yönlendirmesiyle İsrail’e karşı “ayaklanma”

(intifada) başladı. Ancak İsrail’in insan hakları ihlalleri dünyada yankı uyandırdı ve İsrail’i uluslararası kamuoyunda zor durumda bıraktı. 15 Kasım 1988’de Filistin Ulusal Konseyi tarafından “Bağımsız Filistin Devleti” ilan edildi. 1989’da Yaser Arafat, FKÖ merkez konseyi tarafından Filistin Devlet Başkanlığına seçildi. 1993’te “Oslo Görüşmeleri” sonunda ise FKÖ İsrail’i, İsrail de FKÖ’yü Filistin halkının temsilcisi olarak tanıdı.

1982’de Reagan (Regın) Planı, Batı Şeria’nın İsrail tarafından güvenlik içinde yönetilmesini ortaya koyarken yine aynı

yıl Arap Zirvesi’nde ortaya konulan FEZ Planı ile de;

Filistin Sorunu ve Orta Doğu Barış Görüşmeleri (Maddeler)

  • Kudüs dâhil İsrail’in 1967 yılında işgal ettiği topraklardan çekilmesi,
  • Kudüs’te üç dinin dinsel törenlerinin yapılması,
  • Başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması,
  • İsrail’in 1967’den sonra inşa ettiği yerleşim yerlerinden çekilmesi ve bunların kaldırılması,
  • Filistin halkının meşru temsil etme hakkının FKÖ’de olması gibi kararlar alınmıştır.
  • HAMAS, 1987’de Filistin’de başlayan Birinci İntifada’da (Uyanış) Gazze Şeridi’nde kurulan “Hareket-ül Mukavemet-ül İslamiye”nin (İslami Direniş Örgütü) kısa adıdır.
Önemli Not
Mahmut Abbas
Büyüt / İncele
Mahmut AbbasGörsel: Kaynak ders kitabı · Yayınevi izniyle

Filistin Sorunu’nun çözümü için 1991’de Madrid Konferansı, 1993’te Oslo Görüşmeleri, 2000 yılında Camp David Zirvesi yapılmasına rağmen bir sonuç alınamamıştır.

İsrail BM Güvenlik Konseyi kararlarını ve dünya kamuoyunun tepkisini dikkate almayarak 2004’te Gazze’ye saldırılarını yeniden başlattı. “Refah Operasyonu” adı verilen saldırılar, Yaser Arafat’ın ölümü sonrasında Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas tarafından İsrail’le ateşkes imzalanması ile son buldu. Yapılan antlaşmaya göre İsrail, 2005’te Gazze’deki 21 ve Batı Şeria’daki 4 yerleşim yerinden çekilmeyi tamamladı.

2007 sonlarında İsrail ile Filistin arasında iki devletli çözüm esasına dayanan “Annapolis” toplantısı yapıldıysa da sonuç alınamadı.

2008 sonlarında İsrail’in muhalif Filistinli örgütleri gerekçe göstererek Gazze üzerine başlattığı saldırılarda çoğunluğu sivil, yüzlerce insan hayatını kaybetti. İsrail son olarak 31 Mayıs 2010 tarihinde Gazze’ye yardım malzemesi götüren “Mavi Marmara” adlı bir gemiye

Filistin Sorunu ve Orta Doğu Barış Görüşmeleri

uluslararası sularda askerî operasyon yaparak 9 Türk vatandaşını şehit etti. Tüm dünya tarafından kınanan bu olay sonrası İsrail ile Türkiye ilişkileri koptu. İsrail bu olaydan yaklaşık üç yıl sonra (22.03.2013)

Türkiye’den resmen özür diledi ve şehit olanların yakınlarına da tazminat ödemeyi kabul etti.

Afganistan’daki Gelişmeler

Afganistan’da Şubat 1989’da SSCB birliklerinin çekilmesinden sonra bu durumdan yararlanan Molla Muhammed Ömer liderliğindeki Taliban (öğrenciler) grubu, 1996’da Kabil merkez olmak üzere ülkenin yaklaşık %70’ini kontrolü altına alarak İslam Devleti’ni kurdu. Taliban yönetimine karşı olanlar da Ahmet Şah Mesut liderliğinde ülkenin kuzeyinde toplanarak “Kuzey İttifakı” adı altında örgütlendi.

Afganistan Koalisyon Hükûmetini 1996’da deviren Afgan, Pakistanlı, Paştunlu dinci milis kuvvetlerine “Taliban” adı verilmiştir.

Afganistan - SSCB Savaşı sırasında daha önce ABD’de askerî eğitim almış Usame bin Ladin, 1988’de ise “El Kaide” adında bir terör örgütü kurmuştur.

Önemli Not

11 Eylül 2001’de ABD’nin New York şehrindeki “Dünya Ticaret Merkezi”ne (İkiz Kuleler) ve ABD Savunma Bakanlığına (Pentagon) terör saldırısında bulunuldu. ABD bu saldırılardan sorumlu tuttuğu terör örgütü liderinin Afganistan’da bulunduğunu iddia ederek 7 Ekim 2001 tarihinde Afganistan’a hava taarruzu başlattı.

Hava operasyonları karşısında çaresiz kalan Taliban yönetimi, Kasım 2001’de yönetimden uzaklaştırıldı. Afganistan’da Taliban yönetimi yıkılarak yerine Hamid Karzai liderliğindeki hükûmet, 22 Aralık 2001’de göreve başladı. Bu hükûmetin ülkede güvenliği sağlamasına destek olarak BM Güvenlik Konseyi tarafından Türkiye’nin de aktif rol aldığı “Uluslararası Güvenlik Destek Gücü”

(ISAF) kuruldu.

11 Eylül’ün sonuçları ve Afganistan’da son durum

ABD, 11 Eylül saldırılarından El Kaide terör örgütünü sorumlu tuttu. NATO, ortak savunmayı düzenleyen 5. maddeyi tarihinde ilk kez bu saldırılardan sonra işletti. 11 Eylül’den sonra dünya siyasetinin gündemi, Soğuk Savaş’taki Doğu-Batı çatışmasından küresel terörle mücadeleye kaydı; asimetrik savaş gibi yeni güvenlik kavramları öne çıktı.

ABD ve NATO güçlerinin Afganistan’dan çekilmesi sırasında Taliban, 15 Ağustos 2021’de Kabil’i ele geçirerek yeniden yönetime geldi.

Orta Doğu’da Su Sorunu

Orta Doğu’nun başlıca su kaynakları: Dicle, Fırat, Asi, Şeria ve Nil nehirleridir.

1970’li yılların başlarından itibaren Türkiye’nin GAP’ı (Güneydoğu Anadolu Projesi) uygulamak üzere çalışmalara başlaması, Dicle ve Fırat nehirlerinden yararlanan Suriye ve Irak tarafından tepkiyle karşılandı. Bu gelişme Suriye ve Irak başta olmak üzere Arap devletlerinin sert tepkisi ile karşılandı. Böylece Dicle ve Fırat’ın sularının kullanımı ve paylaşılmasından doğan “Su Sorunu”

ortaya çıktı. Türkiye ise Fırat Nehri’nden, Suriye’ye saniyede 500 metreküp su bırakmayı kabul etti. Ayrıca Fırat ve Dicle’nin suyunu Arap Yarımadası’na kadar akıtacak “Barış Suyu Projesi”ni ortaya attı. Türkiye’nin su sorununu aşmaya yönelik çalışmaları Suriye’nin paylaşım stratejisi nedeniyle bir sonuç vermedi. Ayrıca Fırat Nehri üzerinde “Birecik Barajı”nın yapılmaya başlanması Suriye’nin,

Dicle üzerinde “Ilısu Barajı”nın yapılması Suriye ve Irak’ın tepkilerine sebep oldu.

Türk Ordusu ve Dünya Barışı

  • Türkiye;
  • Kore (NATO’ya üye olmadan önce),
  • Somali,
  • Bosna - Hersek,
  • Arnavutluk,
  • Kosova,
  • Afganistan’da barışı koruma ve uygulama harekâtlarına barış gücü olarak katılmıştır.

Bölüm 8 / 10

Dünyadaki Gelişmeler

Dolly
Büyüt / İncele
DollyGörsel: Kaynak ders kitabı · Yayınevi izniyle

Bilimsel ve Teknolojik Gelişmelerin Etkileri Günümüzde insanları etkileyen, bilimsel alanda devrim niteliğindeki en önemli gelişme “nanoteknoloji”dir. Genetik ve biyoteknoloji alanındaki çalışmalar sonucunda ise 1996’da “Dolly” adı verilen koyun kopyalandı. Ülkemizde de 2007 yılında “Oyalı” adı verilen ilk koyun kopyalandı.

1933’te Sovyetler Birliği’nde Yu Yu Voronoy tarafından insandan insana ilk organ nakli gerçekleştirilmiştir. 1966’da pankreas, 1967’de karaciğer ve kalp nakli, 1998’de el nakli ve 2005’te kısmi yüz nakli başarılı bir şekilde yapılmıştır.

Önemli Not

1986’daki Ukrayna’da yaşanan Çernobil Kazası ile çevre sorunlarına duyarlılık artmıştır.

Bu dönemde bilişim sistemlerinin gizlilik, bütünlük veya erişilebilirliğini ortadan kaldırmak amacıyla herhangi bir yerdeki kişi, kurum veya bilişim sistemine karşı yapılan saldırı anlamına gelen “siber saldırı” kavramı ortaya çıkmıştır.

“WikiLeaks”, Julian Assange tarafından 2006’da radikal şeffaflık adıyla dünya genelinde yapılan yolsuzlukları, ülke veya kurumların yaptığı çirkin işleri yayınlamak için kurulmuş bir sitedir. Bu site ilk büyük ifşasını 2007’de Kenya’daki yolsuzluklara dair belgelerle yapmış, ardından Scientology Kilisesine dair belgeleri de yayımlamıştır.

Siber tehditler ve sosyal medya

  • Bilgisayar ve internet teknolojisinin yaygınlaşmasıyla siber güvenlik devletler için önemli bir konu hâline geldi. Siber tehditler; kişisel verilerin çalınması, devlet kurumlarına saldırılar ve enerji, ulaşım, bankacılık gibi kritik altyapılara zarar verme biçiminde asimetrik bir savaşa dönüştü.
  • Türkiye siber tehditlere karşı 2012’de Siber Güvenlik Kurulunu, 2013’te Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezini (USOM) kurdu; kurumlarda Siber Olaylara Müdahale Ekipleri (SOME) oluşturuldu.
  • Sosyal medya 2000’li yıllardan itibaren insanların iletişim kurma biçimini kökten değiştirdi. Bilgi paylaşımını hızlandırma ve toplumsal olayların örgütlenmesini kolaylaştırma gibi olumlu yönlerinin yanında siber zorbalık, yalan haber ve bağımlılık gibi olumsuz etkileri de ortaya çıktı.

Bölüm 9 / 10

I. Arap Baharı

Muhammed Mursi
Büyüt / İncele
Muhammed MursiGörsel: Kaynak ders kitabı · Yayınevi izniyle

Tunus’ta Muhammed Buazizi adında bir gencin kendine yapılan bir haksızlık sonucu kendisini yakmasıyla “Arap Baharı” ilk olarak Tunus’ta başlayıp kısa süre içinde Mısır, Libya ve Yemen’de yönetimlere karşı bir isyana dönüştü.

Bu isyanların ve Arap Baharı’nın ülkeleri etkisi altına almasında;

  • Birinci Dünya Savaşı sonrasında bölgede manda yönetimlerinin kurulması, Arap toplumunun aşiret ve mezhep merkezli bir toplum yapısına dönüşmesi ve bunun da toplumsal çatışmaları artırması,
  • Ülke ve bölgedeki yer altı zenginliklerine karşılık, işsizlik oranındaki artış, devlet idarecilerinin yolsuzluk ve rüşvete karışmaları,
  • Arap ülkelerinde muhalefetin gelişmesine engel olunması ve tek partinin veya tek adamlı idarecilerin devleti yönetmesi,
  • Arap ülkeleri halklarının eğitim seviyelerinin yükselmesi, çağın gereklerine uygun iletişim araçlarını kullanmaları ve halkın bu yollarla çok kısa sürede organize olmaları etkili olmuştur.
  • Arap Baharı’na ayrıca “Twitter ve Facebook Baharı” da denir.
Önemli Not

Arap Baharı sonucunda Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin bin Ali, ülkesini terk etti. Mısır’da Hüsnü Mübarek yargılanıp hapsedildi. Libya’da Muammer Kaddafi öldürüldü. Yemen’de Abdullah Salih iktidarı bıraktı ve Suriye’de ise Beşar Esad gösteriler karşısında koltuğunu terk etmeyince ülke iç savaşa sürüklendi.

Muhammed Mursi Mısır’da Hüsnü Mübarek devrildikten sonra ülkenin başına seçimle Muhammed Mursi gelmiştir ancak 3 Temmuz 2013’te ülkenin Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el Sisi, darbe yaparak devlet başkanı oldu ve Muhammed Mursi yargılanarak hapse atıldı. Muhammed Mursi’nin idam cezası bozularak yeniden yargılanmasına karar verildi; diğer mahkûmiyetleri sürerken 17 Haziran 2019’da mahkeme salonunda hayatını kaybetti. Bu esnada Mısır halkı darbe yönetimine karşı “Tahrir Meydanı”nı doldurdu, eylem yapan halkın üzerine darbeci askerlerin ateşi sonucu Esma

el-Bilteci hayatını kaybetti. Bu olay Sisi’ye karşı uluslararası muhalefetin başlamasına neden oldu.

Arap Baharı: Ülke ülke gelişmeler

ÜlkeGelişme
TunusAralık 2010’da seyyar satıcı Muhammed Buazizi’nin tezgâhına el konulması ve kendini yakması gösterileri başlattı. Ocak 2011’de Zeynel Abidin bin Ali ülkeyi terk etti. Bu sürece “Yasemin Devrimi” denir; ardından daha demokratik bir yönetim kuruldu.
Mısır25 Ocak 2011’de Tahrir Meydanı’nda başlayan gösteriler sonucunda 1981’den beri iktidarda olan Hüsnü Mübarek 11 Şubat 2011’de istifa etti. Muhammed Mursi, Mısır’da demokratik seçimle göreve gelen ilk cumhurbaşkanı oldu; 2013’te askerî darbeyle devrildi.
LibyaProtestolar silahlı isyana ve iç savaşa dönüştü. BM kararının ardından Fransa’nın öncülüğünde NATO müdahale etti; muhalifler Trablus’u aldı, Muammer Kaddafi Ekim 2011’de öldürüldü.
SuriyeBaas rejimine karşı başlayan protestolar Beşar Esad yönetiminin sert müdahalesiyle iç savaşa dönüştü; milyonlarca Suriyeli başka ülkelere, en çok da Türkiye’ye sığındı.
YemenAbdullah Salih iktidarı bıraktı; protestolar zamanla mezhep çatışmasına ve iç savaşa dönüştü.
BahreynMezhep çatışmasına dönüşen protestolar Suudi Arabistan’ın askerî müdahalesiyle bastırıldı.

Arap Baharı’nın sonuçları

  • Tunus’ta başlayan değişimle Orta Doğu’da daha demokratik bir dönemin başlayacağı düşünüldü, ancak bu beklenti büyük ölçüde gerçekleşmedi.
  • Sürecin Libya, Suriye ve Yemen’de iç savaşa dönüşmesi bölgede istikrarsızlığa yol açtı.
  • Batılı ve bölgesel güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda çatışmalara müdahale etmesi sorunları derinleştirdi.
  • Otorite boşluğundan yararlanan terör örgütleri hem çatışma yaşanan ülkeler hem de komşuları için güvenlik sorunu oldu.
  • Mısır’da seçimle gelen Mursi’nin askerî darbeyle devrilmesi, ülkedeki ve bölgedeki demokrasi beklentilerini sarstı.
Sınav İpucu

ÖSYM dikkat: Arap Baharı her ülkede aynı sonucu vermedi

Tunus: lider ülkeyi terk etti, daha demokratik bir düzen kuruldu. Mısır: lider istifa etti, seçim yapıldı, ardından darbe oldu. Libya, Suriye ve Yemen: iç savaş. Bahreyn: dış müdahaleyle bastırıldı. Soruda “Arap Baharı etkilediği bütün ülkelerde demokrasiyle sonuçlandı” gibi genellemeler yanlıştır.

Bölüm 10 / 10

İ. Türkiye’nin Bölge ile Olan İlişkileri

Rusya Federasyonu

2000’li yıllara girilirken Türkiye - Rusya ilişkileri hızlı bir şekilde gelişmeye başlamıştır. Şu anda Rusya, Rus doğal gazını Karadeniz’in altından döşenen bir boru hattıyla Samsun’a ulaştıran “Mavi Akım Projesi”nden dolayı Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ülke hâline gelmiştir.

Kafkasya

SSCB’nin dağılması sonucu Kafkasya’da Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan bağımsızlıklarını kazanınca Türkiye bölge ülkelerinin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünün korunmasına destek vermek ve Hazar Havzası enerji kaynaklarının üretilmesi ve taşınmasında rol almayı dış politikası olarak belirledi.

Türkiye, Azerbaycan’ı 9 Kasım 1991’de resmî olarak tanıyan ilk ülke olmuştur. Azerbaycan lideri Haydar Aliyev, iki ülke arasındaki dayanışmayı “Bir millet, iki devlet” sözüyle dile getirmiştir. Türkiye, Yukarı (Dağlık) Karabağ Sorunu’nda Azerbaycan’a destek olmuştur. Türkiye, işgalci devlet Ermenistan’a sınırlarını kapatmıştır.

Ekonomik alanda da Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ticaret hacmi günden güne artmaktadır. Özellikle Bakü - Tiflis - Ceyhan Petrol Boru Hattı ve Bakü - Tiflis - Erzurum Doğal Gaz Boru

Hattı, Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Petrol Şirketinin (SOCAR)

2011’de İzmir Aliağa Petkim’e 5 milyar dolarlık yatırım yapması ve ayrıca Azerbaycan’ın Hazar Denizi’ndeki Şah Deniz 2 Gaz Sahası ve Hazar Denizi’nin güneyinde üretilen doğal gazın öncelikle Türkiye’ye ardından da Avrupa’ya taşınmasını öngören “Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi” (TANAP) iki ülke arasındaki ekonomik yatırımlardır.

Yine bu süreçte Türkiye, Gürcistan ile de ilişkilerini geliştirirken Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgali ve sözde soykırımı devamlı gündeme getirip kamuoyu oluşturması, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ekonomik ilişkilerin sona ermesine sebep olmuştur.

Türk cumhuriyetleriyle ekonomik ilişkiler ve enerji rekabeti

  • Bağımsızlıktan sonra Türk cumhuriyetleri serbest piyasa ekonomisine geçti. Türkiye, Eximbank kredileriyle özel sektörün bu ülkelerle ticaret yapmasını teşvik etti; Türk şirketleri inşaat, telekomünikasyon, tekstil, turizm ve gıda sektörlerinde büyük yatırımlar yaptı.
  • Hazar Havzası’ndaki Türk cumhuriyetleri zengin petrol ve doğal gaz rezervlerine sahiptir. Türkiye; Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı ve TANAP gibi projelerle Hazar ve Orta Doğu enerji kaynakları ile Avrupa arasında bir enerji koridoru hâline geldi.
  • Hazar enerji kaynaklarının işletilmesi ABD, Rusya, Çin, İran ve Türkiye arasında rekabeti artırdı. Rusya ve İran enerjinin Türkiye üzerinden taşınmasına karşı çıkarken ABD ve AB bunu destekledi.
Akılda Kalsın

Hafıza notu: Hatları karıştırma

Bakü-Tiflis-Ceyhan = petrol boru hattı. Bakü-Tiflis-Erzurum = doğal gaz boru hattı. TANAP = Şah Deniz 2 doğal gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşır. Mavi Akım = Rus doğal gazını Karadeniz’in altından Samsun’a getirir. Bakü-Tiflis-Kars = boru hattı değil, demir yoludur (yeni İpek Yolu).

Orta Doğu

1990’lı ve 2000’li yıllarda Suriye ile su kaynakları, Suriye’nin teröre destek vermesi ve Hatay üzerinde hak iddia etmesi gibi sebeplerden dolayı ilişkiler gerilmiştir. 2000 yılında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in hayatını kaybeden Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad’ın cenazesine katılması ve iki ülke arasında üst düzey ziyaretler iki ülke ilişkilerini geliştirmiştir.

2009’da Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Türkiye ziyareti sonrası iki ülke vatandaşları arasında vizelerin kaldırılması ve iki ülke arasında ortak bakanlar kurulu toplantısı yapılması “stratejik ortaklık” kavramına vurgu yapılması olumlu gelişmeler olurken, 2011 Arap Baharı sonrası Esad rejiminin sivil halkı katletmesi, 2012’de Türk jetinin düşürülmesi ve Türkiye’nin bu süreçte Suriyeli muhaliflere destek vermesi bir anda ilişkilerin tamamen kopmasına neden oldu. Türkiye ise savaştan kaçan Suriyeli mültecileri ülkesine kabul edip çeşitli illerde mülteci kampları kurmuştur.

2000’li yıllarda Türkiye - İsrail ilişkileri ise İsrail’in Batı Şeria’ya inşa ettiği “Utanç Duvarı”, İsrail’in Lübnan’a müdahalesi, 2008’de Gazze Şeridi’ne yönelik “Dökme Kurşun” operasyonu, 2010’da askerî operasyonların iptal edilmesi, Davos’ta yaşanan “One Minute Krizi”, alçak koltuk tartışmaları, Mavi Marmara Baskını ilişkileri kopma noktasına getirmiştir.

Türk - Amerikan ilişkileri ise 2003’teki Irak işgali ile farklı bir boyuta taşındı. Türkiye savaş ve savaş sonrası Irak’a uygulanan ambargo nedeniyle büyük zarar etti. Türkiye savaş sırasında 1 Mart Tezkeresi ile ABD askerlerinin Türkiye üzerinden Irak’a saldırmasına izin vermedi. 4 Temmuz 2003’te Amerikan askerlerinin

Süleymaniye’de bulunan Türkiye Özel Kuvvetler İrtibat Bürosundaki askerlerimizin başına çuval geçirmesi ülkedeki Amerikan karşıtlığını artırdı.

Suriye ve Irak’ta yaşanan bu belirsizlikler DEAŞ terör örgütünü ortaya çıkardı. DEAŞ’ın kurucusu El Bağdadi, Irak ve Şam Devleti’ni kurduğunu açıkladı. ABD, Türkiye ve bazı devletler bu terör örgütüne operasyon yaparak bölgedeki gücünü zayıflatmışlardır.

Balkanlar

Türkiye Yugoslavya’nın dağılması ile ortaya çıkan altı devleti de resmî olarak tanımıştır. Yine bu dönemde Türk - Makedon ilişkileri gelişirken Batı Trakya, Ege, Kıbrıs, Patrikhane, Pontus, PKK, AB, Batı Trakya Türklerinin lideri Sadık Ahmet’in yargılanması Türk - Yunan ilişkilerini şekillendirmiştir. 1996 yılında yaşanan Kardak Krizi de ilişkileri olumsuz etkilemiştir. 2000’li yıllarda ise kıta sahanlığı, Ege hava sahası, it dalaşları (dog fights), Kıbrıs’taki halk oylaması yine Türk - Yunan ilişkilerini olumsuz etkilemiştir.

e. Bulgaristan’daki Türkler ve Türkiye - Bulgaristan İlişkileri Bulgaristan, Soğuk Savaş Dönemi’nde SSCB’ye tabi olmuştur. Ülkeyi yöneten Theodor Jivkov Zamanı’nda Türk azınlığa asimilasyon politikası uygulanmıştır.

Bu politika, 1984 - 1985 yıllarında Türklerin isimlerinin zorla değiştirilmesine kadar gitmiştir. Bulgar radyolarında Türkçe yayınlara son verilmiş, Türkçenin konuşma dili olması yasaklanmış ve birçok cami ise ibadete kapatılmıştır.

Bunun üzerine Bulgaristan’da yaşayan Türkler “Hak ve Özgürlükler Hareketi” (HÖH) adı altında teşkilatlanarak kültürel haklarını korumaya çalışmışlardır. Türkiye ve diğer ülkelerin tepkisi üzerine Bulgar Hükûmeti Türklerin göç etmesine izin verdi.

Bunun üzerine 320 bin kadar Bulgar Türk’ü Türkiye’ye yerleşti. Daha sonra Theodor Jivkov rejiminin sona ermesiyle Bulgar Hükûmeti Türk azınlığa haklarını geri vermiştir.

Bulgaristan Türklerine yönelik baskıların ayrıntıları

  • 1944-1989 arasında Bulgaristan’daki komünist rejim Türk azınlığa asimilasyon (eritme) politikası uyguladı.
  • 1984-1985’te “tek uluslu Bulgaristan” hedefiyle Türklerin isimleri zorla değiştirildi. Türkçe konuşmak, dinî ibadetleri yerine getirmek ve geleneksel kıyafetler giymek yasaklandı.
  • Bu baskılara direnen binlerce Türk, Belene Toplama Kampı’na gönderildi.
  • Haziran 1989’da Bulgaristan’dan Türkiye’ye büyük bir zorunlu göç başladı ve yüz binlerce Türk anavatana sığındı.
  • Theodor Jivkov Kasım 1989’da iktidardan düştü. Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) Ocak 1990’da Ahmet Doğan liderliğinde resmen kuruldu ve Türk azınlığın haklarını savunan siyasi parti oldu.

Türk Ordusu ve Dünya Barışı

Türkiye, Kore (ilk), Somali, Bosna - Hersek, Adriyatik Denizi, Arnavutluk, Kosova, Afganistan ve Lübnan’a asker göndermiştir.