Soğuk Savaş Dönemi (1947 - 1990)
Soğuk Savaş Dönemi
- Soğuk Savaş ABD ve SSCB öncülüğündeki bloklar arasında doğrudan büyük savaşa dönüşmeyen siyasi, askerî ve ideolojik rekabettir.
- Truman Doktrini ve Marshall Planı ABD'nin çevreleme siyasetinin; NATO ise Batı Bloku'nun askerî örgütlenmesinin araçları oldu.
- SSCB öncülüğünde kurulan Varşova Paktı Doğu Bloku'nun NATO'ya karşı askerî yapılanmasıydı.
- Kore Savaşı, Berlin krizleri ve nükleer silahlanma bloklar arası gerilimin küresel boyutunu gösterdi.
- Asya ve Afrika'da sömürgelerin bağımsızlaşması yeni devletlerin ve Bağlantısızlar Hareketi'nin ortaya çıkmasını sağladı.
- Türkiye Kore Savaşı'na asker gönderdi ve 1952'de NATO'ya üye olarak Batı Bloku içinde yer aldı.
Sınav İpucuAYT Tarih-2 soru yaklaşımı
Kişi, kurum, tarih ve gelişmeleri tek tek ezberlemek yerine aynı başlık altında karşılaştır. Soruda verilen ipucunu kronoloji ve neden-sonuç bağıyla doğrula.
İçindekiler8 bölüm
Bölüm 1 / 8
Soğuk Savaş Dönemi (1947 - 1990)

Dünya tekrar iki kutba ayrılarak uzun yıllar her alanda birbirlerine üstünlük sağlamak isteyen SSCB ile ABD arasında yaşanacak Soğuk Savaş Dönemi’ne girdi. Bu sürecin içinde yer almak istemeyen ve bağımsızlığını yeni kazanan devletler ise “Üçüncü Dünya” ülkeleri olarak “Bağlantısızlar” adı verilen bir blokta yer almayı tercih ettiler.
İki kutuplu dünya düzenine geçiş
- II. Dünya Savaşı'nda Almanya, İtalya ve Japonya yenildi; İngiltere ve Fransa ise savaşı kazansa da büyük ölçüde yıprandı. Bu boşluğu iki süper güç olan ABD ve SSCB doldurdu.
- Kızıl Ordu savaşın sonunda Doğu Avrupa'nın büyük bölümünü işgal etti. Bu durum SSCB'nin bölgede yayılmasına zemin hazırladı.
- ABD, kurtarılan Doğu Avrupa ülkelerinde özgür ve demokratik seçimler yapılmasını isterken SSCB, bu ülkelerden kendisine bağlı bir tampon bölge oluşturmak istiyordu. Polonya'nın ve Almanya'nın geleceği konusunda da iki güç anlaşamadı.
- Savaştan yıpranmış çıkan İngiltere, SSCB'nin yayılmasına karşı sorumluluğu ABD'nin üstlenmesini istedi. Winston Churchill 5 Mart 1946'da ABD'nin Fulton kentinde yaptığı konuşmada Avrupa'nın ortasına bir “Demir Perde” indiğini söyledi.
- Böylece savaş yıllarındaki ABD–SSCB iş birliği yerini rekabete bıraktı. ABD liderliğindeki Batı Bloku kendisini “Hür Dünya” olarak tanımladı ve SSCB'ye karşı “çevreleme politikası” izledi.
“Soğuk Savaş” adı ve rekabetin yöntemleri
Soğuk Savaş, tarafların birbiriyle doğrudan silahlı mücadeleye girmekten kaçındığı bir çatışma türüdür. Amerikalı siyasetçi Bernard Baruch 1947'de ABD–SSCB gerginliğini “soğuk bir savaşın tam ortasındayız” sözleriyle tanımladı; gazeteci Walter Lippmann da bu kavramı yaygınlaştırdı.
Rekabet; silahlanma ve nükleer yarış, uzay yarışı, propaganda, ekonomik yardımlar, askerî ittifaklar ve başka ülkelerde yaşanan dolaylı çatışmalar (örneğin Kore Savaşı) yoluyla sürdü. Bu derste dönemin bloklaşma evresi işlenir; 1960'lardan sonraki yumuşama ve çatışmalar ayrı bir konu olarak ele alınır.
Bölüm 2 / 8
Blokların Kuruluşu
Doğu Bloku’nun Kurulması


SSCB savaş sonunda işgal ettiği bölgelerden çekilmeyerek kendi rejimini yaymaya başladı. Özellikle Bulgaristan, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan ve Romanya’da muhaliflerin tasfiye edilmesini sağlayarak kendine yakın uydu devletler kurdu.
Savaş sırasında işgal ettiği Berlin’den ise diğer işgal eden devletler olan İngiltere, Fransa ve ABD’nin baskılarına rağmen çıkmadı. Bu da “Berlin Buhranı”nın çıkmasına neden oldu. Berlin aylarca SSCB tarafından abluka altına alındı.
Bunun üzerine işgalci devletler ise işgal ettikleri bölgeleri birleştirerek Federal Alman Cumhuriyeti’ni kurdu. SSCB ise bu gelişmeler üzerine kendi işgal bölgelerinde kendine bağlı Demokratik Alman Cumhuriyeti’ni kurdu.
Çok sayıda kişinin Federal Almanya tarafına geçmesi üzerine SSCB tarafından Berlin Duvarı inşa edildi ve böylece gerginlik sona erdirildi.
Berlin Duvarı
Almanya ve Berlin sorunu adım adım
- 1945Yalta ve Potsdam konferanslarında Almanya ve başkent Berlin; ABD, İngiltere, Fransa ve SSCB arasında dört işgal bölgesine ayrıldı. Batılılar Almanya'nın bütün bir devlet olarak toparlanmasını, SSCB ise Almanya'nın ekonomik olarak cezalandırılmasını ve savaş tazminatı ödemesini istiyordu.
- 1948Batılı üç güç işgal bölgelerini birleştirerek Deutsche Mark adlı yeni para birimini çıkardı. SSCB buna karşılık 24 Haziran 1948'de Batı Berlin'in kara ve demir yolu bağlantısını kesti (Berlin Ablukası).
- 1948-1949ABD, İngiltere ve Fransa kurdukları hava köprüsüyle Batı Berlin halkının ihtiyaçlarını uçaklarla taşıdı. Ablukadan sonuç alamayan SSCB, 12 Mayıs 1949'da ablukayı kaldırdı.
- 1949Federal Almanya Cumhuriyeti (Batı Almanya) 23 Mayıs 1949'da anayasasını yürürlüğe koydu. Buna karşılık 7 Ekim 1949'da Demokratik Alman Cumhuriyeti (Doğu Almanya) kuruldu; başkenti Doğu Berlin oldu.
- 1958Batı Berlin'in refahı Doğu'dan Batı'ya kaçışları artırınca SSCB lideri Nikita Kruşçev, Batılıların altı ay içinde Batı Berlin'den çekilmesini istedi. Yaklaşık üç yıl süren bu bunalımda müzakerelerden sonuç çıkmadı.
- 196113 Ağustos 1961'de SSCB'nin desteğiyle Batı Berlin'in çevresine Berlin Duvarı örüldü. Duvar, Soğuk Savaş Dönemi'nin en önemli simgesi oldu.
ÖSYM dikkat: Berlin Ablukası mı, Berlin Duvarı mı?
Berlin Ablukası (1948-1949) Soğuk Savaş'ın ilk büyük krizlerinden biridir ve Almanya'nın iki devlete bölünmesini hızlandırmıştır. Berlin Duvarı (1961) ise Doğu'dan Batı'ya kaçışları durdurmak için örülmüştür. Soruda “ilk büyük kriz” ifadesi ablukayı, “Soğuk Savaş'ın simgesi” ifadesi Duvar'ı anlatır.
Sıralama: abluka → iki Alman devletinin kurulması (1949) → Kruşçev'in Batı Berlin isteği (1958) → Berlin Duvarı (1961).
Doğu Bloku İçerisindeki Gelişmeler
Sovyet Rusya’nın destek verdiği Mao Zedong 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurdu.
Kore ise 1945’te ABD’nin önerisi ve SSCB’nin kabulüyle 38. Enlem sınır olmak kaydıyla Güney ve Kuzey olarak ikiye ayrıldı. 1948’de ABD destekli Güney Kore’de cumhuriyet, SSCB destekli Kuzey Kore’de ise komünist rejim kuruldu.
Küba’da ise Fidel Castro, Batista’ya karşı verdiği uzun mücadelelerden sonra kendi hükûmetini kurdu. Ancak ABD, Fidel Castro Hükûmetini desteklemedi.
Sovyet Modeline Göre Ekonomik ve Sosyal Düzenin Kurulması SSCB, Yugoslavya, Romanya, Macaristan, Polonya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Fransa ve İtalya komünist partilerinin liderleriyle iş birliği yaparak 1947’de Cominform’u (Kominform) kurdular.
Yine komünist ülkeler 1949 yılında ekonomik iş birliği ve dayanışma amacıyla COMECON’u (Komekon) kurdular. Bu kuruluşa
SSCB, Romanya, Macaristan, Polonya, Bulgaristan, Çekoslovakya öncülük ederken daha sonra Arnavutluk, Demokratik Almanya, Moğolistan ve Küba da katıldı. 1949 yılında kurulan NATO’nun askerî etkinliklerini artırması sonucu 1955’te SSCB, Arnavutluk, Romanya, Macaristan, Polonya, Bulgaristan, Çekoslovakya ve Demokratik Almanya tarafından Varşova Paktı kuruldu.
ÖSYM dikkat: Doğu Bloku'nun üç örgütü
Doğu Bloku'nun üç örgütünü amaçlarına göre ayır: Cominform (5 Ekim 1947) komünist partiler arasında siyasi ve ideolojik bağ kurdu. COMECON (25 Ocak 1949), tam adıyla Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi, Marshall Planı'na karşı ekonomik iş birliği sağladı. Varşova Paktı (14 Mayıs 1955) NATO'ya karşı askerî ittifaktı.
Varşova Paktı, Federal Almanya'nın 1955'te NATO'ya alınmasının hemen ardından kuruldu ve iki blok arasında uzun yıllar sürecek silahlanma yarışını hızlandırdı. Pakt, SSCB'nin dağılması sürecinde 1991'de sona erdi; NATO ise varlığını sürdürdü.
Sosyalist Blokta Sarsıntılar
- 1948SSCB - Yugoslavya İlişkileri Moskova’nın tam denetimine girmek istemeyen Yugoslavya Tito’nun önderliğinde SSCB’ye karşı çıkmaya başladı. Bunun üzerine Yugoslavya 1948 yılında Cominform’dan çıkartıldı.
- 1956SSCB - Macaristan İlişkileri Ekonomik sıkıntılar yaşayan Macar işçileri 1956’da İmre Nagi önderliğinde ayaklandılar. Mecbur kalan SSCB, İmre Nagi’yi ülkenin başbakanı olarak atadı. SSCB, İmre Nagi’yi başbakan yapmasına rağmen ayaklanmayı durduramayınca Budapeşte’yi işgal etti.
- 1968SSCB - Çekoslovakya İlişkileri Ocak 1968’de Aleksander Dubcek liderliğinde “insancıl komünizm” hareketi başladı. Bu hareketin amacı, komünist sistemin baskıcı değil insan haklarını esas alarak uygulanmasıydı. Bu hareketi çıkarlarına aykırı bulan SSCB, 1968 yılında Çekoslovakya’yı işgal ederek “insancıl komünizm” hareketine son verdi.
Truman Doktrini (1947)

ABD Başkanı Harry Truman SSCB’nin yayılmacı politikasına karşı ortaya konulan ABD dış politikasında değişiklik yapmıştır.
Buna göre, Truman, dünyanın iki bloka ayrıldığını, SSCB - ABD mücadelesinin başladığını, Avrupa’da eskiden etkin bir devlet olan İngiltere’nin yerini ABD’ye bıraktığını söylemiştir.
Truman Doktrini'nin ayrıntıları
- İngiltere, 1947 başında Yunanistan ve Türkiye'ye yaptığı yardımları ekonomik nedenlerle sürdüremeyeceğini açıkladı. Bunun üzerine ABD Başkanı Truman, 12 Mart 1947'de Kongre'de yaptığı konuşmayla doktrini ilan etti.
- Doktrinle SSCB baskısı altındaki devletlere mali ve askerî yardım yapılması öngörüldü. Yunanistan'a 300 milyon, Türkiye'ye 100 milyon dolarlık yardım kabul edildi.
- Amaç, SSCB'nin yayılmasını engellemek (çevreleme) ve ABD'nin etki alanını genişletmekti.
- ABD, barış döneminde de Avrupa'nın güvenliğini üstlenerek yalnızcılık (Avrupa işlerine karışmama) politikasından kesin olarak uzaklaştı.
- Türkiye ile ABD arasında 12 Temmuz 1947'de yardım antlaşması imzalandı; yardımlar daha çok ordunun modernleşmesinde kullanıldı.
Marshall Planı (1948)

II. Dünya Savaşı’ndan zarar gören ve SSCB tehditlerine maruz kalan 16 Avrupa devletine yapılan “Dış Yardım Kanunu”nun bilinen ismidir. Bu yardımları alan ülkeler arasında Türkiye ve Yunanistan da bulunmaktadır. Marshall Planı doğrultusunda 16 Avrupa ülkesi kendi aralarında “Avrupa Ekonomik ve İş Birliği Antlaşması”nı imzalamıştır.
Marshall Yardımları ile gelen süt tozunun ilkokullarda dağıtılması ABD’nin Marshall Planı’nı uygulamaya koymasının ardından SSCB’nin COMECON ülkelerine ekonomik yardımda bulunmasını öngören “Molotof Planı” uygulamaya konmuştur.
Marshall Planı'nın ayrıntıları
- Plan, ABD Dışişleri Bakanı George Marshall'ın 5 Haziran 1947'de yaptığı açıklamayla ortaya kondu ve 1948'de uygulanmaya başladı.
- ABD'ye göre ekonomik yönden güçlü bir Avrupa, SSCB'nin siyasi yayılmasına ve komünizme karşı koyabilirdi.
- ABD bu planla Batı Avrupa'daki demokratik hükûmetleri desteklerken kendi ürünleri için de yeni pazarlar oluşturdu.
- Türkiye, 4 Temmuz 1948'de ABD ile imzaladığı ekonomik iş birliği antlaşmasıyla Marshall Planı'na dâhil oldu. Yardımlar tarımın yanında madencilik, ulaştırma ve bayındırlık alanlarında da kullanıldı.
ÖSYM dikkat: Truman Doktrini ile Marshall Planı'nı ayırt et
Truman Doktrini (1947) ağırlıklı olarak askerî ve mali yardımdır; yalnızca Türkiye ve Yunanistan'ı kapsar. Marshall Planı (1948) ekonomik kalkınma yardımıdır; Türkiye ve Yunanistan dâhil 16 Avrupa ülkesini kapsar. İkisi de ABD'nin çevreleme politikasının araçlarıdır.
SSCB'nin karşılığı: Marshall Planı'na Molotof Planı ve COMECON ile, NATO'ya Varşova Paktı ile cevap verildi. Soru “ekonomik rekabet” diyorsa Marshall–Molotof/COMECON, “askerî rekabet” diyorsa NATO–Varşova Paktı eşleşmesini düşün.
NATO’nun Kuruluşu (1949)

SSCB’nin Avrupa’da yayılmacı politikasına karşı İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg bir araya gelerek 17 Mart 1948'de imzaladıkları Brüksel Antlaşması ile “Batı Avrupa Birliği”ni kurdular.
Ancak SSCB’ye güçleri yetmeyen bu devletler ABD’nin bu savunma paktını desteklemesini istediler.
Bunun üzerine ABD, İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Danimarka, İzlanda, Norveç, Portekiz, Kanada ve İtalya 4 Nisan 1949'da bir araya gelerek Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütünü (NATO) kurdular. Kuruluşa Türkiye ve Yunanistan 1952 senesinde üye olmuşlardır.
Avrupa Konseyinin Kuruluşu (1949)
İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Danimarka, Norveç, İsveç, İrlanda ve İtalya tarafından 5 Mayıs 1949’da kurulmuştur. Konseyin amacı, üye ülkeler arasında başta ekonomi olmak üzere insan hakları, hukuk, medya, sağlık, eğitim, kültür, spor ve benzeri birçok konuda iş birliği yapmaktır. Konseye Türkiye 1949’da üye olmuştur.
Avrupa Konseyi ve Türkiye
Avrupa Konseyi 5 Mayıs 1949'da imzalanan Londra Antlaşması ile kuruldu. Yalnızca Avrupa devletlerini kapsayan, askerî niteliği olmayan bir kuruluştur. Konseyin en bilinen metni 1950'de imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'dir. Avrupa Konseyi'ni askerî bir ittifak olan NATO ile ve ekonomik bir topluluk olan AET ile karıştırma.
Türkiye, Yunanistan ile birlikte Ağustos 1949'da konseye katıldı ve kurucu üye sayıldı. Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak bu katılımı Türk dış politikasının doğal bir sonucu olarak değerlendirdi. Türkiye böylece hem SSCB tehdidine karşı Batı ile bağını güçlendirmek hem de ekonomik kalkınmasını sağlamak istiyordu.
Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) (1957)
Avrupa ülkeleri arasında birlik oluşturulmasını amaçlayan bu girişim Fransız Dışişleri Bakanı Schuman tarafından 1950’de ortaya atıldı. Schuman Fransız ve Alman kömür - çelik üretimini denetleyecek bir örgütün kurulmasını istedi.
Bunun üzerine Lüksemburg, Fransa, Belçika, Hollanda, İtalya ve Federal Almanya bir araya gelerek 1951’de Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunu kurdular.
Girişimin başarıya ulaşmasıyla daha geniş bir ekonomik birleşmeyi hedefleyen Avrupa ülkeleri bu sefer de 1957 yılında yaptıkları Roma Antlaşması ile de Avrupa Ekonomik Topluluğunu kurdular.
Avrupa bütünleşmesinin adımları
- 9 Mayıs 1950Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman ile Jean Monnet'nin hazırladığı Schuman Bildirisi ile Fransa ve Federal Almanya'nın kömür ve çelik kaynaklarının ortak bir yönetimde toplanması önerildi.
- 18 Nisan 1951Paris Antlaşması ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) kuruldu. Egemen devletler ilk kez bazı yetkilerini kendi istekleriyle uluslarüstü bir kuruma devretti. Savaş sanayisinin ham maddeleri ortak denetime alınarak Fransız–Alman düşmanlığının yeniden savaşa dönüşmesi önlenmek istendi.
- 25 Mart 1957Altı ülke Roma Antlaşması'nı imzalayarak Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu'nu (EURATOM) kurdu. AET; malların, hizmetlerin, sermayenin ve kişilerin serbest dolaşımını hedefledi ve bugünkü Avrupa Birliği'nin temeli oldu.
İki bloğun düzenini ve örgütlerini karşılaştır
| Alan | Batı Bloku (ABD öncülüğünde) | Doğu Bloku (SSCB öncülüğünde) |
|---|---|---|
| Siyasi düzen | Çok partili liberal demokrasi | Tek partili komünist yönetim |
| Ekonomik düzen | Serbest piyasa (kapitalizm) | Devlet denetiminde planlı ekonomi |
| Doktrin ve yardım planı | Truman Doktrini (1947), Marshall Planı (1948) | Molotof Planı (1947) |
| Ekonomik iş birliği | AKÇT (1951), AET (1957) | COMECON (1949) |
| Siyasi ve ideolojik örgüt | Avrupa Konseyi (1949) | Cominform (1947) |
| Askerî ittifak | NATO (1949), SEATO (1954), Bağdat Paktı (1955) | Varşova Paktı (1955) |
Bölüm 3 / 8
Paylaşılamayan Orta Doğu
İsrail’in Kuruluşu (1948)

Filistin Sorunu, İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour’un 2 Kasım 1917’de Siyonist Federasyonu başkanına gönderdiği mektupla Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasını kabul etmesi ve bölgeye Yahudi göçüne izin veren tarihî ‘‘Balfour Deklarasyonu’’ ile başladı. Bu tarihten sonra Filistin’e yüz binlerce Yahudi göç etti. II.
Dünya Savaşı’nda bu sorun 1947 yılında Birleşmiş Milletlere götürüldü.
Bu süreçte İngiltere, Birleşmiş Milletlerden Filistin Özel Komitesi oluşturulmasını ve konu ile ilgili rapor hazırlanmasını istedi. Bunun üzerine komite çoğunluk ve azınlık planı olmak üzere iki seçenek ortaya koydu. Çoğunluk Planı’na göre Filistin Devleti; Yahudi ve Arap Devleti olarak ekonomik bağlarla birbirine bağlı iki devlet olacaktır. Azınlık Planı’na göre ise Kudüs merkezli
Filistin Federal Devleti kurulacaktır.
Birleşmiş Milletler ise yaptığı toplantı sonrasında Filistin topraklarında iki devletli bir yapının oluşturulmasını ve Kudüs’ün de tarafsız bir şehir olması kararını verdi. İngiltere’nin 1948’de Filistin üzerindeki mandasını kaldırmasıyla Yahudiler İsrail Devleti’nin kurulduğunu ilan ettiler. Bu devleti ilk tanıyan devlet ise ABD oldu.
İsrail Devleti’ni ilk tanıyan devlet ABD, ilk tanıyan Müslüman ülke Türkiye, ilk tanıyan Arap devleti ise Mısır olmuştur. İsrail Devleti’nin 14 Mayıs 1948’de ABD ve SSCB tarafından resmî olarak tanınmasına Filistinliler “Felaket Günü” anlamına gelen “El Nakba” adını vermişlerdir.
Eisenhower Doktrini
Mısır Devlet Başkanı Nasır’ın Süveyş Kanalı’nı millîleştirdiğini açıklamasıyla Süveyş Krizi ortaya çıktı.
Bölgenin SSCB’nin kontrolüne girmesini istemeyen ABD Başkanı Eisenhower 5 Ocak 1957 yılında Amerikan Kongresi’nde tarihe “Eisenhower Doktrini” diye geçecek olan isteklerini kabul ettirdi.
Buna göre, doktrinin amacı; Orta Doğu ülkelerine ekonomik ve askerî yardım yapmak, olası bir saldırı (SSCB) ihtimaline karşı ABD askerlerini bölgeye göndermekti.
Bu doktrini kabul eden ve yararlanan ülkeler ise Türkiye, Lübnan, Afganistan, Irak, Tunus, Fas, Pakistan ve İsrail olurken, Suudi Arabistan, Mısır, Suriye, Ürdün ise doktrine tepki gösterdi.
Bölüm 4 / 8
Uzak Doğu’da Çatışma
Kore Savaşı (1950 - 1953)


II. Dünya Savaşı’nın sonucunda 38. Enlem sınır kabul edilerek kuzeyde SSCB kontrolünde Kore Halk Cumhuriyeti, Moskova’nın talimatıyla Güney Kore’ye saldırdı. Bunun üzerine ABD Birleşmiş Milletlerin yardımıyla askerî bir kuvvet hazırlayıp bölgeye gönderdi. Türkiye de bölgeye barış gücü adı altında Tuğgeneral Tahsin Yazıcı önderliğinde 5090 kişiyle katıldı (Şimal Yıldızları).
Kore Savaşı adım adım
- 1945Japonya'nın teslim olmasından sonra Kore'nin kuzeyini SSCB, güneyini ABD denetimine aldı; 38. enlem iki bölge arasında sınır kabul edildi.
- 1948ABD'nin desteklediği güneyde Kore Cumhuriyeti, SSCB'nin desteklediği kuzeyde komünist Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti kuruldu.
- 25 Haziran 1950Kuzey Kore'nin Güney Kore'ye saldırmasıyla savaş başladı. SSCB o sırada Güvenlik Konseyi toplantılarını boykot ettiği için veto kullanamadı; BM, Güney Kore'ye askerî destek kararı aldı ve ABD önderliğinde, General MacArthur komutasında bir BM kuvveti oluşturuldu.
- 25 Temmuz 1950Türkiye, NATO'ya kabul edilebilmek amacıyla Kore'ye bir tugay gönderme kararı aldı. Karar, Menderes hükûmeti tarafından TBMM'ye danışılmadan alındığı için muhalefet tarafından eleştirildi.
- Kasım 1950Çin'in Kuzey Kore'nin yanında savaşa girmesiyle BM kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı. Türk Tugayı Kunuri Muharebesi'nde büyük bir direniş göstererek BM birliklerinin çekilmesine katkı sağladı.
- 27 Temmuz 1953Panmunjom Ateşkes Anlaşması ile çatışmalar sona erdi. Taraflar birbirine üstünlük sağlayamadı; iki Kore arasındaki sınır yine 38. enlem çevresinde kaldı ve bir barış antlaşması imzalanmadı.
ÖSYM dikkat: Kore Savaşı ve Türkiye
Kore Savaşı, Soğuk Savaş'ın ilk büyük sıcak çatışmasıdır; ancak ABD ile SSCB birbirine doğrudan savaş açmamış, bloklar başka bir ülkede dolaylı olarak karşı karşıya gelmiştir. Bu yüzden “ABD ve SSCB doğrudan savaştı” ifadesi yanlıştır.
Türkiye açısından anahtar kelime NATO'dur: Kore'ye asker gönderme kararı NATO üyeliğinin yolunu açmak için alınmış, kararın TBMM onayı olmadan alınması ise iç politikada tartışma yaratmıştır.
Türkiye’nin Kore Savaşı’la katılma sebepleri şunlardır
- Truman ve Marshall yardımlarını yapan ABD ile ilişkileri sekteye uğratmamak
- Türkiye’nin SSCB tehdidi karşısında güvenlik sorununu çözmek için NATO’ya dâhil olmak istemesi
- ABD’nin Senatör Cain (Keyn) aracılığıyla Türkiye’yi savaşa davet etmesi
- Türkiye ile ABD arasında savunma ve güvenliğe yönelik iş birliğinin geliştirilmesi Türkiye bu savaştan 741 şehit vererek ve 2147 gazi ile çıkmıştır. Türkiye’nin barışa yönelik bu hareketi ABD tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmış ve Türkiye’nin NATO’ya girişi hızlanmıştır.
Türkiye’nin NATO’ya girmesinin gerekçeleri ise şunlardır
- SSCB tehdidi karşısında güvenlik sorununu çözmek
- Çağın gerisinde kalan ordusunu modernize etmek ve demokratik yapının gelişip yerleşmesi için ekonomik gelişmişliği sağlamak ABD’nin ise Türkiye’yi NATO’ya kabul etmesinin gerekçelerinden bazıları ise şunlardır:
- ABD’nin Türkiye’de SSCB’ye karşı üs talep etmesi
- Türkiye’nin Orta Doğu ve petrol noktalarına yakın olması
- SSCB’nin komünizmi Yunanistan ve Türkiye’ye yayabileceği endişesi
- Türkiye’nin Kore Savaşı’na vermiş olduğu katkı Kore Savaşı ile ilgili bir gazete haberi Türkiye’nin NATO’ya girmesiyle yapılan askerî yatırımlar
Ve oluşumlardan bazıları şunlardır
- Türkiye’ye verilen silah ve tesisatların kullanımlarının öğrenilmesi amacıyla askerî uzmanlar gönderildi.
- Türkiye’ye gelen bu uzmanlar askerî okullarda ve akademilerde görev alarak Türk askerî eğitim sistemini şekillendirmeye başladı.
- Adana İncirlik Hava Üssü, İzmir NATO Güney Komutanlığı, Çiğli, Trabzon, Diyarbakır, Gölbaşı, Samsun ve Karamürsel’de askerî üsler inşa edildi.
- ABD’nin Türkiye’ye bu yardımları yapmasının nedenlerinden bazıları ise şunlardır:
- SSCB saldırılarına karşı duracak tampon bir ülkeyi desteklemek
- Türkiye’nin Bağlantısızlar Hareketi’ne katılmasını engellemek
- Türkiye’ye kurulan ABD üslerinin devamlılığını sağlamak ve üsleri korumak
- ABD’nin yürüttüğü çevreleme politikasında Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç ABD ve Batı’nın Sovyetler Birliği’nin kendi sınırları içinde kalmasını ve yayılmasını engellemesine yönelik giriştiği faaliyetlere genel anlamda “Çevreleme Politikası” adı verilir.
NATO üyeliğinin Türk ordusuna ve savunma sanayisine etkisi
- Türk ordusu Alman askerî doktrininden Amerikan askerî doktrinine geçti ve NATO standartlarına göre yeniden yapılandırıldı.
- Kara, deniz ve hava kuvvetleri için ayrı karargâhlar kuruldu; ordu modern silahlarla donatıldı, hava kuvvetlerinde pervaneli uçaklardan jet uçaklarına geçiş hızlandı.
- Türkiye'deki üsler ABD'nin SSCB'yi gözetlemesi ve Orta Doğu'daki krizlere müdahale edebilmesi için kullanıldı.
- Cumhuriyetin ilk yıllarında Şakir Zümre, Nuri Killigil, Vecihi Hürkuş ve Nuri Demirağ gibi girişimcilerle savunma sanayisinde önemli adımlar atılmıştı. Ancak savaş sonrasındaki hazır askerî yardımlar yerli savunma sanayisinin ihmal edilmesine ve Türkiye'nin askerî teknolojide dışa bağımlı hâle gelmesine yol açtı.
SEATO’nun Kuruluşu (1954)
ABD Uzak Doğu’da etkinliğini artırabilmek amacıyla Tayland, Filipinler, Pakistan, ABD, Fransa, İngiltere, Yeni Zelanda, Avustralya ile birlikte Güney Doğu Asya Antlaşma Teşkilatını (SEATO) kurdu.
Bölüm 5 / 8
Asya ve Afrika’nın Kurtuluşu
Sömürgeler neden bağımsızlığını kazanmaya başladı?
- I. Dünya Savaşı sonunda ilan edilen Wilson İlkeleri'ndeki “milletlerin kendi geleceğini belirleme hakkı” Asya ve Afrika'da millî hareketleri cesaretlendirdi.
- II. Dünya Savaşı, sömürgeci devletlerin de yenilebileceğini gösterdi; savaşta yıpranan İngiltere ve Fransa sömürgelerini elde tutmakta zorlandı.
- Birleşmiş Milletler'in kurulması (1945) ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin ilanı (1948) sömürgeciliği sarstı.
- Ulusal kurtuluş hareketlerinin liderleri genellikle Avrupa'da eğitim görmüş aydınlardı.
- Türk Millî Mücadelesi, sömürgeciliğe karşı mücadele eden mazlum milletlere örnek oldu; Gandhi, Nehru ve Cinnah gibi liderler Atatürk'e duydukları hayranlığı dile getirdi.
- II. Dünya Savaşı'ndan sonraki otuz yıl içinde Asya ve Afrika'daki sömürgelerin büyük bölümü bağımsızlığını kazandı.
Hindistan ve Pakistan’ın Kurulması ve Güney Asya’daki



Diğer Gelişmeler XIX. yüzyıldan beri İngiltere’nin Mahatma Gandhi Muhammed Ali Cinnah sömürgesinde olan Hindistan’da ilk büyük bağımsızlık ayaklanması 1857’de çıktı, 1917’den sonra ise Mahatma Gandhi’nin önderliğinde pasif direniş hareketleri başladı. Bu durum Hindistan’daki Müslümanları da cesaretlendirdi ve 23 Mart 1940’ta toplanan “Müslümanlar Birliği Cemiyeti Kongresi” sonucunda Muhammed Ali Cinnah’ın önderliğinde Hindistan’dan ayrı Pakistan Devleti’nin kurulması kararı alındı. Bunun üzerine İngiltere 1947’de Hint Yarımadası’nda Hindistan ve Pakistan adıyla yeni iki dominyon devlet kurulduğunu açıkladı. 1947 yılında da İngilizlerin bölgeden askerlerini çekmesiyle Hint Yarımadası’nda bağımsız Hindistan ve Pakistan devletleri kuruldu.
Nelson Mandela Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ise klan adı olan “Madiba” ile anılan
Nelson Mandela siyahi halka yapılan ırkçılığa karşı mücadele etmiştir. 1994 seçimlerini kazanan Mandela ülkesinin ilk siyahi cumhurbaşkanı olmuştur.
Hint Yarımadası'nda bağımsızlık süreci
- 1885Hindistan'daki ilk örgütlü bağımsızlık hareketi olan Hindistan Ulusal Kongresi kuruldu.
- 1906Hint Müslümanlarının haklarını korumak amacıyla Hindistan Müslüman Birliği kuruldu.
- 1930Gandhi, İngilizlerin tuz tekelini protesto etmek için Tuz Yürüyüşü'nü düzenledi. Gandhi'nin yöntemi şiddet içermeyen direniş ve sivil itaatsizlikti; İngiliz mallarını boykot etmeyi ve yerli kumaşları kullanmayı da savundu.
- 1940Müslüman Birliği, Muhammed Ali Cinnah önderliğinde Lahor'da toplandı ve Müslümanlar için ayrı bir devlet kurulmasını kabul etti (Pakistan Kararı).
- 1942Gandhi “Hindistan'dan Çık” kampanyasını başlattı ve yeniden tutuklandı.
- 1947İngiliz Genel Vali Lord Mountbatten'ın 3 Haziran'da açıkladığı bölünme planıyla 14 Ağustos'ta Pakistan, 15 Ağustos'ta Hindistan bağımsız devletler olarak ortaya çıktı. Jawaharlal Nehru Hindistan'ın ilk başbakanı oldu. Bölünmenin ardından büyük göçler yaşandı ve Keşmir Sorunu ortaya çıktı.
- 1948Gandhi, 30 Ocak 1948'de barışçı tutumuna karşı çıkan radikal bir Hindu tarafından öldürüldü.
ÖSYM dikkat: Gandhi, Cinnah ve Nehru
Gandhi şiddet içermeyen pasif direnişin ve Hindistan'ın birliğinin simgesidir. Cinnah Müslüman Birliği'nin lideri ve Pakistan'ın kurucusudur. Bağımsız Hindistan'ın ilk başbakanı Gandhi değil, Nehru'dur.
Hindistan ve Pakistan bağımsızlığını büyük ölçüde siyasi mücadele ve İngiltere ile uzlaşma yoluyla kazandı; ilk aşamada İngiliz Milletler Topluluğu içinde dominyon olarak kuruldular. Cezayir ise bağımsızlığını uzun bir silahlı mücadeleyle elde etti.
İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth) ve dominyon
İngiltere tarafından 1931'de kurulan İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth), İngiltere'nin eski sömürgelerini de içine alan bir devletler topluluğudur; merkezi Londra'dır. İngiltere, bağımsızlaşan sömürgeleriyle siyasi ve ekonomik bağını bu topluluk aracılığıyla sürdürmeyi amaçladı.
Dominyon, iç işlerinde bağımsız olan ancak İngiliz Tacı'na bağlılığını sürdüren devlettir. Hindistan ve Pakistan 1947'de ilk olarak dominyon statüsüyle kuruldu.
Bölge ülkeleri Soğuk Savaş Dönemi’nde ekonomik ve ticari alanda iş birliği yapmak için ASEAN’ı (Güneydoğu Asya Milletleri Birliği) kurdular. 1967 yılında kurulan bu teşkilatın kurucu üyeleri; Filipinler, Tayland, Malezya, Endonezya ve Singapur’dur.
Güney Afrika'da apartheid ve Mandela
- 1912Güney Afrika'da ırk ayrımcılığına karşı mücadele eden Afrika Ulusal Kongresi (ANC) kuruldu. Nelson Mandela daha sonra bu örgütün simge ismi oldu.
- 1948İktidara gelen Ulusal Parti apartheid (ırk ayrımı) politikasını uyguladı. Siyahların oy kullanması ve nitelikli işlerde çalışması yasaklandı; beyazlarla evlenmeleri ve aynı kamusal alanları kullanmaları engellendi.
- 1960Sharpeville'de protestoculara polis ateş açtı; ardından ANC'nin tüm faaliyetleri yasaklandı. Mandela 1961'de silahlı direnişe yöneldi.
- 1964Mandela Rivonia Davası'nda ömür boyu hapse mahkûm edildi; cezasının ilk 18 yılını Robben Adası'nda geçirdi.
- 1990Uluslararası baskılar ve halkın direnişi sonucunda Mandela 11 Şubat 1990'da, 27 yıl sonra serbest bırakıldı. Cumhurbaşkanı Frederik Willem de Klerk döneminde apartheid yasaları kaldırıldı.
- 1993-1994Mandela ve de Klerk 1993'te Nobel Barış Ödülü'nü paylaştı. Siyahlara oy hakkı tanınmasının ardından yapılan 1994 seçimlerini kazanan Mandela, ülkenin ilk siyahi cumhurbaşkanı oldu ve uzlaşmaya dayalı bir politika izledi.
Fransa’nın Cezayir’i İşgali

Osmanlı egemenliğinde “dayı”lar tarafından yönetilen Cezayir 1830’da Fransa tarafından işgal edildi. 1871’de Cezayirliler Muhammed el-Mukrani önderliğinde Fransız yönetimine karşı ayaklanmalarına rağmen isyanları kanlı bir şekilde bastırıldı. 1931’de ise Abdülhamit bin Badis önderliğinde Cezayirli Müslüman Âlimler Cemiyeti kuruldu ve parolasını “Dinimiz İslam, dilimiz Arapça, vatanımız Cezayir” olarak belirledi.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra 8 Mayıs 1945’te Cezayir’de yapılan bir törende Cezayirlilerin Cezayir bayrağı taşıması üzerine Fransa tank ve savaş uçaklarını kullanarak 40.000 Cezayirliyi katletti. Bu olay tarihe “Setif Katliamı” olarak geçti.
Cemile Buhayra 1945’teki Setif Katliamı sonrası Cezayirli Cemile Buhayra’da “Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi”ne katıldı. 1957’de yakalanarak idama mahkûm edildi. Uluslararası baskılar sonucu idam cezası 1958’de hapis cezasına çevrildi ve 1962’de serbest bırakıldı. Cemile, Cezayir ve Afrika direnişinin simgesi hâline geldi.
Cezayir’de 1 Kasım 1954’te başlayan ayaklanma Fransa’da iktidara gelen De Gaulle’ün 1962’de Evian Antlaşması’nı imzalayarak Cezayir’in bağımsızlığını tanımasıyla son buldu. Yeni kurulan devlet, Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti adını aldı.
Cezayir'in bağımsızlık yolu
- 1830Fransa Cezayir'i işgal etti ve daha sonra Fransa'nın bir parçası ilan etti; Cezayirliler kendi vatanlarında ikinci sınıf duruma düşürüldü.
- 1881Çıkarılan Yerli Kanunu ile Cezayirliler birçok haktan mahrum bırakıldı; seyahat özgürlükleri ve toplanma hakları kısıtlandı, silah taşımaları yasaklandı.
- 1 Kasım 1954Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) önderliğinde silahlı bağımsızlık mücadelesi başladı.
- 1954-1962Savaş boyunca Fransız ordusu sistematik işkence, köy yakma, zorunlu göç ve toplama kampları uyguladı. Fransız gazeteci Henri Alleg, “La Question (Sorgu)” adlı kitabıyla işkenceleri dünyaya duyurdu.
- 1958Cezayirli liderler 19 Eylül 1958'de Kahire'de geçici Cezayir Cumhuriyeti hükûmetini ilan etti. Aynı yıl Fransa'da De Gaulle iktidara geldi.
- 1959De Gaulle 16 Eylül 1959'da Cezayirlilere kendi geleceklerini belirleme hakkı tanıyacağını açıkladı.
- 196218 Mart 1962'de imzalanan Evian Antlaşması ile ateşkes yapıldı ve Fransa referandum şartıyla bağımsızlığı kabul etti. 1 Temmuz'daki referandumun ardından Fransa 3 Temmuz 1962'de Cezayir'in bağımsızlığını resmen tanıdı.
ÖSYM dikkat: Bağımsızlık yollarını karşılaştır
Hindistan ve Pakistan, İngiltere'nin bölünme planı ve dominyon statüsüyle (1947) bağımsız oldu. Cezayir ise yaklaşık sekiz yıl süren silahlı mücadele ve Evian Antlaşması ile (1962) bağımsızlığını kazandı. Soruda “uzun silahlı mücadele” ifadesi Cezayir'i, “şiddetsiz direniş” ifadesi Gandhi'yi anlatır.
Cezayir'de bağımsızlık mücadelesini yürüten örgüt FLN'dir; bağımsızlığı tanıyan Fransız lider De Gaulle'dür.
Bölüm 6 / 8
Soğuk Savaş Dönemi’nde Türkiye
SSCB'nin Türkiye'den istekleri ve ABD'ye yakınlaşma
- 19 Mart 1945SSCB, 1925'te imzalanan Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması'nı süresi dolunca yenilemeyeceğini Türkiye'ye bildirdi.
- 7 Haziran 1945SSCB Dışişleri Bakanı Molotov, yeni bir antlaşma için Kars ve Ardahan'ın SSCB'ye verilmesini, Boğazlarda SSCB'ye üs verilmesini ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin SSCB lehine değiştirilmesini istedi. Türkiye bu istekleri reddetti.
- 1946SSCB, Boğazların Türkiye ile Karadeniz devletlerince ortak savunulmasını isteyen notalar verdi. Aynı yıl ABD, Washington'da ölen Türk Büyükelçisi Münir Ertegün'ün naaşını Missouri zırhlısıyla İstanbul'a göndererek Türkiye'nin yanında olduğu mesajını verdi.
- 1947Truman Doktrini ile Türkiye'ye askerî ve mali yardım başladı; Türkiye tamamen Batı Bloku yanlısı bir dış politika izlemeye başladı.
- 30 Mayıs 1953Stalin'in ölümünden sonra SSCB, savaş sonrasında Türkiye'den yaptığı toprak ve Boğazlar isteklerinden vazgeçtiğini resmen açıkladı; iki ülke ilişkileri yumuşamaya başladı.
ÖSYM dikkat: Türkiye'yi Batı Bloku'na iten neden
Türkiye'yi ABD'ye ve Batı Bloku'na yakınlaştıran temel neden SSCB'nin Boğazlar ile Kars ve Ardahan üzerindeki istekleridir. Atatürk döneminde izlenen ve büyük güçler arasında dengeye dayanan dış politika, bu dönemde yerini blok politikasına bıraktı.
Kronoloji: SSCB'nin istekleri (1945) → Truman Doktrini (1947) → Marshall Planı (1948) → Avrupa Konseyi (1949) → Kore Savaşı (1950) → NATO üyeliği (1952) → SSCB'nin isteklerinden vazgeçmesi (1953).
Türkiye'nin NATO'ya giriş süreci
- NATO 4 Nisan 1949'da kurulduğunda Türkiye örgütün dışında kaldı; Türkiye'nin 1950'deki ilk başvuruları bazı üyelerin çekinceleri nedeniyle sonuç vermedi.
- 14 Mayıs 1950 seçimleriyle iktidara gelen Demokrat Parti, NATO'ya katılma çalışmalarını hızlandırdı. Kore Savaşı bu süreçte dönüm noktası oldu.
- SSCB'nin 1949'da atom bombası edinmesi, Türkiye'nin SSCB'ye karşı stratejik önemini artırdı.
- 15 Eylül 1951'de Ottawa'da toplanan NATO Bakanlar Konseyi Türkiye ve Yunanistan'ı üyeliğe davet etti; katılım protokolü 22 Ekim 1951'de imzalandı. TBMM'nin 18 Şubat 1952'de onaylamasıyla Türkiye resmen NATO üyesi oldu.
Türkiye’nin NATO’ya Girişi (1952)
Türkiye’nin BM’nin oluşturduğu güçlerin arasına Kore Savaşı’na asker göndermesi, savaşta Türk askerlerinin üstün cesareti, Türkiye’nin stratejik konumu, NATO’nun SSCB’ye yakın olan Türkiye’de üs kurma düşüncesi sonucunda 15 Eylül 1951’de NATO Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya girmesine karar verdi.
TBMM de 18 Şubat 1952 tarihinde NATO’ya girişi onayladı.
Türkiye, Truman Doktrini’nin yayımlanmasından sonra ABD ile ilişkilerini geliştirmeye başlamıştır. Bu yakınlaşma sonucu Türkiye’nin iç tehdit algılamaları değişmeye başlamıştır. Bu değişikliklerden bazıları şunlardır:
Türkiye’nin NATO’ya Girişi (1952) (Maddeler)
- İsmet İnönü’nün demokrasi yönündeki demeçleri yoğunlaştı ve muhalefet bir iç tehdit olmaktan çıktı.
- Liberal görüşlere sahip Hasan Saka Hükûmeti 1947’de kuruldu.
Soğuk Savaş Dönemi
- Türk toplumunda ABD sempatizanlığı ve Batı tarzı demokrasi anlayışı gelişti.
- İç tehdidin en önemlisi olarak görülen irtica yerini komünizme bıraktı.
- Ülke anayasasında komünizmden esinlenerek yapılan maddeler değiştirildi.
- İrtica olarak görülen bazı dinî hassasiyetler toplumsal yaşamda ön plana çıkarıldı.
- Demokrat Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi birbirlerini komünizmle mücadele etmemekle suçladılar.
- Yine bu dönemde dış tehdit algılamalarında da bazı değişiklikler yaşanmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır:
- Türkiye, iç ve dış siyasetinde ABD eksenli bir politika izledi.
- Türkiye, ABD’nin içinde bulunduğu veya ABD’nin istediği kuruluşlara dâhil oldu. ABD karşıtı kuruluşlardan ve devletlerden uzak durdu.
- ABD ile müttefik olmanın sağladığı güven ile hızlı bir dışa açılım sürecine girildi.
- İthalatın yönü ABD oldu. ABD menşeili ürünler kalitenin göstergesi sayıldı.
- Marshall yardımlarından 400 milyon dolara yakın para alındı. Türk ordusu modernize edildi ancak yedek parça ve bakım masrafı Türkiye’yi zora soktu. Bütün bunlar Türkiye’yi ABD’ye bağımlı hâle getirdi.
- Türkiye, 1949’da toplanan Asya Devletler Kongresi’ne katılmayarak kendisini bir Avrupa devleti olarak gördü.
Balkan Paktı’nın Kurulması (1953)
Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan’ın 28 Şubat 1953’te “Dostluk ve İş Birliği Antlaşması”nı imzalamasıyla Balkan Paktı kuruldu. Paktın amacı üye ülkeler arasında ekonomik ve kültürel iş birliğini geliştirmek, sorunları barışçıl yollarla çözmek, ortak savunma konusunda iş birliği yapmaktı.
Balkan Paktı'nın ittifaka dönüşmesi ve sonu
28 Şubat 1953'te Ankara'da imzalanan Dostluk ve İş Birliği Antlaşması, 9 Ağustos 1954'te Bled Antlaşması ile askerî bir ittifaka dönüştürüldü. Paktın dikkat çeken yönü, NATO üyesi Türkiye ve Yunanistan ile Kominform'dan çıkarılmış komünist Yugoslavya'yı SSCB'ye karşı aynı güvenlik çatısında buluşturmasıdır.
Stalin'in ölümünden sonra Yugoslavya'nın SSCB ile yakınlaşması ve Türk–Yunan ilişkilerinin bozulması üzerine pakt kısa sürede etkisini yitirdi.
Bağdat Paktı’nın Kurulması (1955)
24 Şubat 1955’te Türkiye - Irak arasında imzalanarak bu pakt kuruldu. Paktın amacı; Orta Doğu’da yaşanan istikrarsız ortamda savunma ve güvenliği sağlamaktı.
Daha sonra bu pakta İngiltere, İran ve Pakistan da katıldı. 1958’de Irak’ta krallık rejiminin yıkılması sonucu, Irak pakttan ayrıldı.
Irak’ın ayrılmasıyla paktın merkezi Ankara'ya taşındı. 1959’da ise adı “Merkezî Antlaşma Örgütü” (CENTO) olarak değiştirildi. 20 yıl devam eden bu örgütten İran ve Pakistan’ın ayrılması sonucu pakt fiilen sona erdi.
Siyaset
II. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı’nın demokrasi fikirleri ülkemiz aydınlarını da etkilemişti. Özellikle aydınların yazıları ve halkın demokrasi talepleri çok partili hayata geçişte etkili oldu.
İsmet İnönü’nün de çok partili hayata geçilmesini isteyen demeçlerde bulunmasıyla süreç hızlandı.
CHP milletvekilleri Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü 7 Haziran 1945’te parti kanunlarında değişiklik yapılmasını isteyen bir önerge verdi. “Dörtlü Takrir” denilen bu önerge CHP yönetimi tarafından reddedildi.
Bu sırada Nuri Demirağ tarafından 18 Temmuz 1945’te “Millî Kalkınma Partisi” kuruldu. Dörtlü Takrir’i veren milletvekilleri CHP’den ayrılarak 1946 yılında Demokrat Parti’yi (DP) kurdular.
7 Ocak 1946’da resmî olarak Demokrat Partinin kurulmasıyla;
Siyaset (Maddeler)
- Türkiye tarihinde ilk olarak tek dereceli seçim sistemine geçildi.
- Gazete kapatma yetkisi hükûmetten alınarak mahkemelere verildi.
- Toprak mahsulleri vergisi kaldırıldı.
- Üniversitelere özerklik verildi.
- Bu gelişmeler sonucunda aynı yıl 13 parti daha kuruldu ve ilk defa 1946 seçimlerine birden fazla siyasi parti katıldı. Seçimleri CHP kazanırken DP 62 milletvekili ile meclise girdi.
- Türkiye’de 1948’de ise seçim kanununda bazı değişiklikler yapıldı. Buna göre;
- Siyasi parti temsilcilerinin seçim kurullarında yer alması kabul edildi.
- Belediye başkanı ve meclis üyeleri seçim komisyonlarında görev almayacak ve komisyon üyeleri seçim kurullarınca yalnızca seçmenler arasından seçilecekti.
- Partilerin ve bağımsız adayların temsilcileri seçim komisyonlarında seçim işlemlerini izleyebilecekti.
- Oy verme işleminin kapalı bir şekilde verilmesi zorunlu hâle gelecekti.
- Oyların sandığa atılması ve sandığın açılıp oyların sayılması sırasında seçim kurum ve komisyonlarında seçime katılan siyasi partilerin birer temsilcisinin hazır bulunması kabul edildi.
- 1948’de ise DP’nin meclis içinde CHP’ye karşı yeteri derecede muhalefet yapamadığını düşünen bir grup milletvekili DP’den ayrılarak “Millet Partisi”ni kurdu. Böylece mecliste 3 parti yer aldı.
- 1950 seçimlerinde ise DP %55,2 oy alarak birinci parti oldu. Böylece 27 yıllık CHP iktidarı sona ererken Demokrat Parti iktidarı başlamış oldu.
Soğuk Savaş Dönemi

16 Şubat 1950’de Milletvekili Seçim Kanunu tamamen yenilendi. Buna göre seçimler yargı denetimine alındı ve gizli oy - açık tasnif (sayım) sistemi getirildi.
Çok partili hayata geçiş adım adım
- 1945II. Dünya Savaşı'nı demokrasiyle yönetilen ülkelerin kazanması ve Birleşmiş Milletler'in kurulduğu San Francisco Konferansı'na katılan Türkiye'nin demokratik blokta yer alma isteği, çok partili hayata geçişi hızlandırdı.
- Haziran 1945Topraksız çiftçiye toprak vermeyi amaçlayan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'nun görüşmeleri sırasında CHP içinde muhalefet belirginleşti. Dörtlü Takrir 7 Haziran'da verildi, kanun 11 Haziran'da kabul edildi. Kanun, fon yetersizliği gibi nedenlerle tam olarak uygulanamadı.
- Haziran-Eylül 1945Dörtlü Takrir 12 Haziran'da CHP grubunda reddedildi. Ardından Menderes ve Köprülü partiden ihraç edildi, Celal Bayar da istifa etti.
- 18 Temmuz 1945Nuri Demirağ Millî Kalkınma Partisi'ni kurdu. MKP, II. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan ilk muhalefet partisidir.
- 7 Ocak 1946Demokrat Parti kuruldu; genel başkanlığına Celal Bayar getirildi. DP programı, CHP'den farklı olarak siyasette demokrasi ve ekonomide liberalizm ilkelerine dayanıyordu.
- 1946Yeni seçim kanunuyla tek dereceli seçime geçildi. 21 Temmuz 1946 seçimleri “açık oy, gizli sayım” usulüyle yapıldı ve hile iddiaları gündeme geldi. Recep Peker Hükûmeti 7 Eylül 1946'da devalüasyon yaparak devletçi ekonomiden liberal ekonomiye doğru ilk adımı attı.
- 12 Temmuz 1947Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 12 Temmuz Beyannamesi ile iktidar ve muhalefet partilerine eşit uzaklıkta duracağını açıkladı; böylece muhalefetin güvencesi arttı.
- 14 Mayıs 1950“Gizli oy, açık sayım” ilkesiyle yapılan seçimleri DP kazandı. Cumhuriyet tarihinde iktidar ilk kez seçimle el değiştirdi; bu olay “Beyaz Devrim” olarak adlandırıldı. Celal Bayar üçüncü cumhurbaşkanı, Refik Koraltan TBMM başkanı, Adnan Menderes başbakan oldu; DP genel başkanlığına da Menderes geçti.
ÖSYM dikkat: 1946 ve 1950 seçimlerini karıştırma
1946 seçimleri tek dereceli ve çok partili ilk genel seçimdir; “açık oy, gizli sayım” ile yapıldı ve CHP kazandı. 1950 seçimleri 16 Şubat 1950 kanunuyla “gizli oy, açık sayım” ve yargı denetimi altında yapıldı; DP kazandı. İki seçimin oy ve sayım usullerini birbirine karıştıran seçenekler sık kullanılan çeldiricidir.
“İlk çok partili genel seçim” 1946, “iktidarın seçimle ilk kez el değiştirdiği seçim” 1950'dir.
22 Mayıs 1950’de Demokrat Parti Genel Başkanı Celal Bayar Cumhurbaşkanı seçildi. Başbakan ise Adnan Menderes oldu.
Bu dönemde memurlara hafta sonu tatilinin ücretli hâle getirilmesi, işçilere sendikalaşma hakkının verilmesi, genel af çıkarılması, Marshall yardımlarının alınması, NATO’ya üye olunması ve ekonomik büyümenin gerçekleşmesi sonucunda Demokrat Parti 1954’te yapılan seçimlerden %58,4 oy alarak yeniden birinci parti olarak çıktı.
Demokrat Parti Seçim Afişi
DP iktidarında siyasi ve kültürel düzenlemeler
- 16 Haziran 1950'de ezanın Türkçe okunması zorunluluğu kaldırıldı; ezan yeniden Arapça okunmaya başlandı.
- 25 Temmuz 1951'de Atatürk'ün hatırasını korumak amacıyla Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun çıkarıldı.
- Yapımı süren Anıtkabir tamamlandı ve Atatürk'ün naaşı 1953'te Anıtkabir'e taşındı.
- Halkevleri 1951'de kapatıldı; CHP'nin malları 1953'te hazineye devredildi.
- Köy Enstitüleri 1954'te öğretmen okullarına dönüştürüldü.
1954'Ten 1960'a artan gerilim
- 1955-1957Döviz darboğazı nedeniyle ithalat kısıtlandı ve Millî Korunma Kanunu yeniden uygulandı. Tarım üretimindeki düşüş, dış ticaret açıkları ve artan kamu harcamaları enflasyonu yükseltti.
- 27 Ekim 1957DP, 1958'de yapılacak seçimleri erkene aldı ve oy oranı düşse de seçimi yeniden kazandı. Celal Bayar üçüncü kez cumhurbaşkanı seçildi.
- 1958Ekonomik sıkıntılar üzerine IMF ile anlaşılarak devalüasyon yapıldı. Cumhuriyetçi Millet Partisi ile Köylü Partisi birleşip CKMP adını aldı, Hürriyet Partisi de CHP'ye katıldı. Muhalefetin birleşmesine karşılık DP öncülüğünde Vatan Cephesi kuruldu; iktidar–muhalefet ilişkileri sertleşti.
- 18 Nisan 1960Muhalefetin faaliyetlerini soruşturmak için yalnızca DP milletvekillerinden oluşan, olağanüstü yetkili Tahkikat Komisyonu kuruldu. Komisyona tepki olarak üniversitelerde başlayan öğrenci protestoları ülke geneline yayıldı.
- 27 Mayıs 1960Bir grup subayın askerî darbesiyle DP iktidarı sona erdi. Darbe ve sonrası, Türkiye'de bunalımlı yıllar konusunda ele alınır.
Ekonomi
- 1950’de Demokrat Partinin iktidara gelişiyle ekonomide;
- Marshall yardımlarından gelen tarım aletleri sonucu üretim arttı.
- Dışarıdan krediler alınarak ithal makineler satın alındı.
- Traktör sayısı artırıldı.
- 1950 - 1953 arasında Türkiye %11 oranında büyüdü.
- 17 kamu iktisadi teşekkülü kuruldu. (Devletçilik politikası doğrultusunda)
- Kara yollarına önem verildi. İthal otomobil ve kamyon sayıları arttı. Demir yolu üretimi durdu.
DP döneminde liberal ekonomi ve devlet yatırımları
- DP ekonomide liberalizmi savundu; özel sektörü ve yabancı sermayeyi teşvik etmeye çalıştı. Bu amaçla 1950'de Türkiye Sınai Kalkınma Bankası kuruldu, 1951'de Yabancı Sermaye Yatırımlarını Teşvik Kanunu çıkarıldı.
- 1954'te çıkarılan Petrol Kanunu ile birçok yabancı şirkete Türkiye'de petrol arama izni verildi. Ancak yabancı sermaye girişi beklenen düzeye ulaşmadı.
- Liberal hedeflere rağmen yatırımların büyük kısmını yine devlet yaptı; Et ve Balık Kurumu, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ve Devlet Malzeme Ofisi gibi kamu iktisadi teşekkülleri kuruldu.
- Çiftçiye ucuz kredi verildi; Marshall yardımlarıyla tarımda makineleşme hızlandı ve Türkiye bir süre tahıl ihraç eden ülkeler arasına girdi. Tarımda makineleşme köyden kente göçü de hızlandırdı.
- Makine ve yedek parça ithalatı sanayiyi dışa bağımlı hâle getirdi; 1954'ten sonra ekonomi bozulunca hükûmet dış borçlanmaya ve IMF'ye yöneldi.
ÖSYM dikkat: DP devletçiliği tamamen bıraktı mı?
“DP döneminde devlet ekonomiden tamamen çekildi” yargısı yanlıştır. DP liberal ekonomiyi savunsa da devlet yatırımları sürdü ve yeni KİT'ler kuruldu. Liberal ekonomiye doğru ilk adım ise DP'den önce, 1946'da Recep Peker Hükûmeti'nin yaptığı devalüasyonla atılmıştı.
Ekonomi (Ayrıntılar)


Gümüş Motor Fabrikası Türkiye’de, Soğuk Savaş Dönemi’nde genç mühendis Necmettin Erbakan’ın girişimleriyle Türkiye’nin ilk yerli motorunu üretmek amacıyla 1960’da “Gümüş Motor Fabrikası” açıldı.
Dizel motor, iki silindirli motorlar imal edilen bu fabrika, özellikle derin kuyu pompaları üreterek Devlet Su İşlerinin verdiği siparişleri karşılayarak Türkiye’nin motor açısından dışa bağımlılığını azalttı.
Ancak varlıkları yurt dışından ithal ettikleri motor ve yedek parçaya bağlı şirketler bu projeye karşı çıktılar, bir süre dışarıdan alınan motorlar yok pahasına satıldı ve gümüş motora duyulan ihtiyacı azalttı.
Bu şirketin hisselerinin %75’ini alan Şeker Şirketi, Necmettin Erbakan’ı fabrika genel müdürlüğünden uzaklaştırdı. Gümüş Motor artık Pancar
Ekici Kooperatiflerinin söz sahibi olduğu bir firma oldu ve adı da “Pancar Motoru” olarak değiştirildi.

Devrim Arabası Türkiye 1961’de Eskişehir Demir Yolu Fabrikasında “Devrim” adında ilk yerli otomobili üretti. 4 adet üretilen bu otomobiller 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinliklerine yetiştirildi. Ancak dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel kendisi için hazırlanan beyaz renkli otomobil yerine içinde benzin olmayan siyah renkli otomobile binince yaklaşık 100 metre giden otomobil durdu. Bunun üzerine Cemal Gürsel otomobile benzin konulmadığını öğrenince “Batı kafasıyla otomobil yaptınız ama Doğu kafasıyla benzin koymayı unuttunuz.” demiştir.
Özellikle bu olayın gazetelerde sıkça eleştirilmesi ve alaya alınması sonucu “Devrim Projesi” seri imalata geçmeden durmuştur.
Yerli sanayi hamlelerini ayırt et
Gümüş Motor: Necmettin Erbakan öncülüğünde 1956'da yerli sermayeyle kurulan şirket, 1960'ta açılan fabrikasında Türkiye'nin ilk yerli motorlarını üretti. İthalatçı firmaların baskısı ve motor ithalatının serbest bırakılmasıyla zarara uğradı; adı daha sonra Pancar Motor oldu.
Devrim otomobili: Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla 1961'de Eskişehir'deki demir yolu atölyelerinde, 129 gün gibi kısa bir sürede dört adet üretildi. Olumsuz basın yüzünden proje seri üretime geçmeden durdu.
Ortak nokta: İki girişim de dışa bağımlılığı azaltmayı amaçlıyordu, ancak sürdürülemedi.
Sosyal ve Kültürel Hayat
- İnsanların refah seviyesinin yükselmesiyle tüketim arttı.
- Köyden kente göçler başladı.
- Caz, rock and roll Türkiye’de yayıldı. Radyo ve plaklar önem kazandı.
- Zeki Müren, Neşet Ertaş ve Müzeyyen Senar, dönemin ünlü sanatçıları oldu.
- Garip, Hisarcılar ve İkinci Yeniciler gibi edebiyat alanında yeni akımlar olarak ortaya çıktı.
- Verem Savaş Dispanserleri ile Ankara Ebe ve Hemşire okulu hizmete açıldı.
Toplum, kültür ve sanatta ayrıntılar
- Hızlı nüfus artışı ve köyden kente göç; konut sıkıntısı, gecekondulaşma, çarpık kentleşme ve altyapı sorunlarını ortaya çıkardı.
- Basın özgürlüğünün artması ve baskı tekniklerindeki gelişmelerle gazete ve dergiler çoğaldı; 1945-1950 arasında dergi sayısı neredeyse iki katına çıktı. Varlık, Hisar, Mavi, Yeditepe ve Büyük Doğu dönemin öne çıkan dergileriydi.
- 10 Haziran 1949'da çıkarılan kanunla Devlet Tiyatroları kuruldu; genel müdürlüğe Muhsin Ertuğrul getirildi.
- Şiirde Garip'in ardından İkinci Yeni akımı doğdu; Attila İlhan öncülüğündeki Maviciler şiirde yeniliği, Hisarcılar millî zevki savundu.
- Romanda Yaşar Kemal, Kemal Tahir ve Orhan Kemal gibi yazarlar Anadolu insanını, köy ve kent sorunlarını toplumcu-gerçekçi bir çizgide işledi.
- Yeşilçam sineması gelişti; Muhsin Ertuğrul'un yönettiği Halıcı Kız (1953) ilk renkli uzun metrajlı Türk filmi oldu. Müzikte devlet denetimi azaldı; Âşık Veysel, Zeki Müren ve Müzeyyen Senar halkın sevdiği sanatçılardı.
Bölüm 7 / 8
Soğuk Savaş Dönemi’nde Dünya

- Sanayi ülkeleri büyük bir ekonomik büyüme yaşadı. İşsizlik azaldı, nüfus artışı hızlandı.
- Televizyon günlük hayatın bir parçası oldu. Rock and roll sanatçısı Elvis Presley ünlendi.
- ABD’de 1960’ların başında çoğu genç şiddet karşıtlığına ve barışa dayanan “Hippi Hareketi”ni başlatmışlardır. Bu hareket, düşüncelerini müzik yoluyla aktarmayı tercih etmiştir.
- İlk uydu “Sputnik-1” SSCB tarafından uzaya gönderildi.
Bölüm 8 / 8
Sputnik - 1

- Uçak ve telefon kullanımı yaygınlaştı. Birçok ressam, şair ve bilim insanı Paris’ten New York’a göç etti. New York “Batı’nın başkenti” unvanını Paris’ten aldı.
- Akdeniz Oyunları ilk defa Mısır’ın İskenderiye kentinde yapılmaya başlandı.
- Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ilk defa düzenlendi. (1955 - 1956) İlk kupayı Real Madrid kazandı.
Soğuk Savaş'ın gündelik hayata, bilime ve spora yansıması
- ABD'de 1950'lerde McCarthycilik (Makkartizm) adı verilen, komünist olduğundan şüphelenilenlere yönelik bir “cadı avı” yaşandı.
- Nükleer yarış hızlandı: SSCB 1949'da atom bombası üretti, nükleer enerji sivil amaçlarla da kullanılmaya başlandı ve 1956'da İngiltere ile Fransa'da nükleer santraller açıldı. 1953'te James Watson ve Francis Crick DNA'nın çift sarmal yapısını ortaya koydu.
- SSCB 1957'de Sputnik-1'i fırlatınca uzay yarışı başladı; ABD buna 1958'de NASA'yı kurarak karşılık verdi.
- Kırsaldan kente göç hızlandı; New York ve Los Angeles gibi şehirler metropole dönüştü. Otomobil kullanımı ve otoyollar arttı, çekirdek aile ve bireyci yaşam yaygınlaştı.
- Savaş yıllarında fabrikalarda çalışan kadınların önemli bir kısmı savaştan sonra işten çıkarıldı ya da düşük ücretle çalıştırıldı; bu durum kadın hakları mücadelesini güçlendirdi.
- Televizyon yaygınlaşınca sinemaya ilgi azaldı; Avrupa'da Yeni Dalga akımı doğdu. Resimde ABD'de soyut dışavurumculuk ortaya çıktı ve New York sanat dünyasının yeni merkezi oldu.
- Spor da blok rekabetine sahne oldu: Savaş sonrası ilk olimpiyat 1948'de Londra'da yapıldı. 1956 Melbourne Olimpiyatları'nda, Macar ayaklanmasının bastırılmasından kısa süre sonra SSCB ile Macaristan arasındaki su topu maçında kavga çıktı.