XX. Yüzyılın Başlarında Dünya
İki Küresel Savaş Arasında Dünya
- I. Dünya Savaşı sonrasında Paris Barış Konferansı ve antlaşmalar yeni sınırlar oluşturdu ancak kalıcı barışı sağlayamadı.
- Milletler Cemiyeti uluslararası barışı korumak amacıyla kuruldu fakat yaptırım gücünün zayıflığı nedeniyle saldırgan devletleri durduramadı.
- 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı işsizliği ve toplumsal sorunları artırarak devletçi ve korumacı politikaları yaygınlaştırdı.
- İtalya'da faşizm, Almanya'da Nazizm ve SSCB'de Stalin yönetimi totaliter rejimlerin öne çıkan örnekleridir.
- Silahsızlanma girişimlerinin başarısızlığı ve yayılmacı politikalar II. Dünya Savaşı'na giden süreci hızlandırdı.
- Bilim, sanat, kitle iletişimi ve gündelik yaşam iki savaş arası dönemde hızlı değişim geçirdi.
Sınav İpucuAYT Tarih-2 soru yaklaşımı
Kişi, kurum, tarih ve gelişmeleri tek tek ezberlemek yerine aynı başlık altında karşılaştır. Soruda verilen ipucunu kronoloji ve neden-sonuç bağıyla doğrula.
İçindekiler8 bölüm
Bölüm 1 / 8 · XX. Yüzyılın Başlarında Dünya (1918 - 1939)
I. Dünya Savaşı ve Sonuçları
Savaşın başlaması
28 Temmuz 1914’te Avusturya - Macaristan’ın Sırbistan’a savaş ilan etmesi ile başlamıştır.
Savaşın Nedenleri

- Devletler arası sömürgecilik ve pazar arayışı
- Almanya’nın ve İtalya’nın siyasi birliklerini geç tamamlayıp sömürgecilik yarışında İngiltere’ye ve Fransa’ya rakip olması
- Devletler arası silahlanma yarışı
- Fransa ile Almanya arasındaki Alsace - Lorraine (Alsas Loren) Sorunu
- Fransız İhtilali’nden yayılan ulusçuluk akımı
- Balkan topraklarında Rusya ve Avusturya - Macaristan İmparatorluğu’nun nüfuzunu artırmak istemesi
- Rusya’nın panslavizm politikası
- Rusya’nın sıcak denizlere inmek istemesi
Savaşın Sonuçları
- Avrupa’nın siyasi haritası değişti. Alman, Rus, Osmanlı ve Avusturya - Macaristan imparatorlukları yıkıldı.
- Polonya, Türkiye, SSCB, Ermenistan, Yugoslavya, Çekoslovakya, Avusturya ve Macaristan gibi yeni devletler ortaya çıktı.
- Milletler Cemiyeti kuruldu.
- Dünyada milliyetçilik düşüncesi güç kazandı. Yeni millî devletler ortaya çıktı.
- 10 milyona yakın insan öldü.
- Sömürgecilik isim değiştirerek manda yönetimi adıyla daha da yaygınlaştı.
- Savaş sonunda yapılan antlaşmalarda etnik yapıya dikkat edilmediği için Azınlıklar Sorunu ortaya çıktı.
Savaşın küresel güç dengelerine etkisi
- Rusya'da çarlık rejimi yıkıldı; yerine sosyalist ideolojiye dayalı Sovyet yönetimi (SSCB) kuruldu.
- İngiltere ve Fransa nüfuz alanlarını genişletti ama savaş yüzünden büyük ekonomik sıkıntıya düştü.
- Avrupa'nın Uzak Doğu'daki etkisi azalırken Japonya'nın nüfuzu arttı.
- Birçok devletin hazinesi boşaldı, Avrupa'da açlık ve yoksulluk sürdü. ABD, savaşta Avrupalı müttefiklerine verdiği kredileri geri alamadı.
- Almanya, savaş tazminatını ödeyebilmek için karşılıksız para bastı; bu da hiperenflasyona (paranın aşırı değer kaybı) yol açtı. 1923'te Alman markı neredeyse değersiz hâle geldi.
- Petrolün sanayide ve savaş araçlarında (gemi, uçak, tank) yakıt olarak kullanılması; İran ve Musul-Kerkük gibi petrol bölgelerini büyük devletlerin rekabet alanı yaptı.
Paris Barış Konferansı
Barış antlaşmalarının esaslarını belirlemek ve bozulan uluslararası siyasi dengeleri yeniden kurmak amacıyla 32 devletin katılımı ile 18 Ocak 1919’da Paris’te düzenlendi. Konferansta İngiltere ve Fransa diğer ülkelere göre daha etkili olmuştur. ABD’nin isteği üzerine dünya barışını korumak için Milletler Cemiyeti kurulmuştur.
İstediğini elde eden ABD yalnızlık politikasına geri dönmüştür. İngiltere ve Fransa, Amerika’nın kıtasına geri dönmesiyle Wilson Prensiplerini dikkate almadan kendi çıkarlarına göre hareket etmiştir. Bu konferansta ilk olarak Almanya ile barış antlaşması imzalanmıştır.
Monroe Doktrini: 1823 yılında ABD Başkanı James Monroe tarafından ortaya konulan ABD’nin dış politika esaslarıdır.
Buna göre ABD; Avrupa devletlerinin Amerika kıtasında yeniden sömürgecilik yapmalarına izin vermeyecek, Avrupalı devletler arasında oluşan sorunlara ise karışmayacaktır. ABD’nin bu siyasetine yalnızlık (infirat) politikası ismi verilmiştir.
ABD bu politikasından ilk defa I. Dünya Savaşı’na dâhil olarak çıkmış ancak savaş sonunda yine bu politika gereği kıtasına geri dönmüştür.
Versay Antlaşması (28 Haziran 1919)
- Paris Barış Konferansı'nda imzalanan ilk antlaşmadır; İtilaf Devletleri ile Almanya arasında yapıldı ve çok ağır şartlar içeriyordu.
- Almanya, Alsas-Loren'i Fransa'ya, Batı Prusya'yı Polonya'ya bıraktı.
- Danzig, Milletler Cemiyeti korumasında serbest şehir oldu.
- Almanya bütün denizaşırı sömürgelerinden vazgeçti.
- Almanya'da zorunlu askerlik kaldırıldı; ordu yüz bin kişiyle sınırlandırıldı, denizaltı ve uçak yapması yasaklandı.
- Almanya, “tamirat borcu” adıyla ağır bir savaş tazminatı ödemekle yükümlü tutuldu.
Bir kaynak: Mareşal Foch'un yorumu
Fransız komutan Mareşal Ferdinand Foch, Versay Antlaşması için “Bu bir barış antlaşması değil, yirmi yıllık bir ateşkestir.” demiştir.
Foch, ağır şartların Almanya'yı yeni bir savaşa sürükleyeceğini öngörmüştü. Gerçekten de Versay'dan yaklaşık yirmi yıl sonra (1939) II. Dünya Savaşı başladı.
ÖSYM dikkat: Kalıcı olmayan barış
Soruda “barışı kalıcı kılamayan antlaşmalar”, “yenilen devletlere ağır şartlar dayatılması” ya da “sınırlar çizilirken etnik yapının gözetilmemesi” geçiyorsa II. Dünya Savaşı'na zemin hazırlayan gelişmeler sorulmaktadır. Versay'ın ağır şartları Almanya'da intikam duygusunu besledi ve Nazizmin yükselişini kolaylaştırdı.
Bölüm 2 / 8
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin Kurulması (SSCB)
I. Dünya Savaşı'nda Rusya ve 1917 ihtilalleri

I. Dünya Savaşı sırasında Rusya'da hayat şartlarının ağırlaşması, yolsuzlukların artması üzerine kadın işçilerin başlattığı grev daha sonra toplumsal bir harekete dönüştü.
1917 Mart’ında yaşanan bu gelişmeler sonucunda zor durumda kalan Çar II. Nikola tahttan çekildiğini açıkladı. Duma adı verilen meclis tarafından ise geçici bir hükûmet kuruldu.
Ancak sürgündeki lider İlyiç Lenin’in “Barış, toprak ve ekmek” vaatleriyle Petersburg’a gelmesiyle Bolşevikler geçici hükûmeti devirerek Ekim 1917’de Bolşevik İhtilali’ni gerçekleştirdiler. Bunun üzerine çar yanlılarından oluşan “Beyaz Ordu” yeni yönetime karşı saldırıya geçti.
Üç yıl süren iç savaşı Bolşevikler kazandı. Bu iç savaşta 13 milyon insan hayatını kaybederken ülkede kıtlık baş gösterdi.
Sosyalizmi uygulamaya başlayan Bolşevikler ilk iş olarak bütün toprakları köylülere dağıttı. Özel bankalar ve işletmeler devletleştirildi. ÇEKA (Sovyet Haber Alma Teşkilatı) ile tüm muhalifler etkisiz hâle getirildi.
Bu yapılanlar üretimde düşüşe neden olunca ücretsiz cumartesi çalışmaları ile “Çalışmayana yiyecek yok.” prensibi uygulandı.
ÖSYM dikkat: 1917'de iki ayrı ihtilal var
Mart 1917 (eski Rus takvimiyle Şubat) ihtilali çarlığı yıktı ve Duma'nın geçici hükûmetini kurdu; bu ihtilali Bolşevikler tek başına yapmadı. Ekim 1917 (yeni takvimle Kasım) ihtilalinde ise Lenin önderliğindeki Bolşevikler geçici hükûmeti devirerek iktidarı ele geçirdi. “Çarlığı Bolşevikler yıktı” ya da “Geçici hükûmeti Bolşevikler kurdu” gibi ifadeler yanlıştır.
Bolşevikler iktidara gelince Mart 1918'de Brest-Litovsk Antlaşması'nı imzalayarak I. Dünya Savaşı'ndan çekildi.
Lenin'in Yeni Ekonomik Politikası (NEP)
- Bunun üzerine Devlet Başkanı Lenin, ekonominin güçlenmesi amacıyla Novaya Ekonomiçeskaya Politika (NEP) adı verilen yeni ekonomik politikasını ilan etti (1921).
- Buna göre;
- Tarım ürünlerine el konulmaktan vazgeçildi. Çiftçiye, esnafa ve tüccara kolaylıklar sağlandı.
- Özel mülkiyete dokunulmadı.
- Ticari işletmeler Nepmen denen iş adamlarına bırakıldı.
- Para sistemi ve piyasa ekonomisi geri getirildi.
- Büyük işletmeler devlete bırakılmakla birlikte kapitalist işletme tekniklerinden yararlanıldı.
Komünizm nedir?
Komünizm: Özel mülkiyete dayalı kapitalist sistem yerine sınıfsız, ortak mülkiyete ve servetin gereksinimine göre bölüştürülmesine dayalı yaşamı amaçlayan toplumsal, ekonomik ve siyasi bir ideolojidir. Bu fikrin kurucuları Karl Marx ve Friedrich Engels’tir. SSCB, Çin, Küba, Vietnam, Afganistan, Yemen, Doğu Almanya, Yugoslavya, Çekoslovakya ve Arnavutluk gibi devletlerde uygulama alanı bulmuştur.
Stalin dönemi: Beş Yıllık Planlar ve kolektifleştirme

1922’de ülke federasyona dönüştürülerek SSCB adını aldı. 1924 yılında İlyiç Lenin’in ölmesiyle devlet başkanlığına Joseph Stalin geldi.
Stalin, Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nı (1928) hazırlayarak Rusya'nın öz kaynaklarıyla büyümesi gerektiğine inandı. Bu planlar temelde “Az ye, çok çalış” prensibine dayandırıldı.
Bunun için köylünün elindeki küçük toprakları birleştirerek Kolektifleştirme Politikası izledi. Özel mülkiyete son verilerek kamu mülkiyeti getirildi.
Bütün köylülerin kolhozlarda (büyük devlet çiftlikleri) toplanması sağlandı.
Köylülerin çok sert muhalefeti ile karşılaşılan bu politika sonucu yaklaşık dört milyon civarında köylü öldü ve tarımsal üretim düştü. Yine bu dönemde eski fabrikalar modernleştirilerek traktör imalatı ve demir - çelik alanlarında yeni fabrikalar kuruldu.
SSCB'ye giden yol
- Mart 1917Çar II. Nikola tahttan çekildi; Duma geçici bir hükûmet kurdu.
- Ekim 1917Bolşevik İhtilali: Lenin önderliğindeki Bolşevikler iktidarı ele geçirdi.
- 3 Aralık 1917Bolşevikler yayımladıkları bildiriyle Rusya egemenliğindeki halklara kendi kaderini belirleme (self-determinasyon) hakkı tanıyacaklarını açıkladı.
- 1918-1921Bolşevikler (Kızıl Ordu) ile çar yanlısı Beyaz Ordu arasında iç savaş yaşandı; Bolşevikler kazandı.
- 1921Lenin, ekonomiyi toparlamak için NEP'i ilan etti.
- 30 Aralık 1922Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) resmen kuruldu.
- 1924Lenin öldü; yerine Joseph Stalin geçti.
- 1928Stalin, Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nı başlattı.
Rusya egemenliğindeki Türkler ve Rus baskısı
XX. yüzyılın başlarından itibaren çarlık yönetiminin baskılarına maruz kalan Türkler ve diğer uluslar 1905 yılında Rusya’ya karşı ayaklandılar. Özellikle Yusuf Akçura ve İsmail Gaspıralı önderliğinde 1905 yılında Rusya Müslümanları I. Kongresi düzenlendi.
Çalışmalar sonucunda Rus Meclisi Duma’ya temsilciler gönderildi.
Bu temsilciler arasında yaptığı çalışmalarla ün kazanan Ufa Müslümanlarının temsilcisi olarak gönderilen A. Zeki Velidi Togan yer aldı.
Ancak siyasi ve kültürel hakları verilmeyen Türkler 1916 senesinde Türkistan’da “Millî İstiklal Ayaklanması”nı başlattılar. Bu gelişmelerden rahatsız olan Rusya harekete geçerek 1920 yılından itibaren Türk devletleri üzerindeki baskıyı artırdı. Bağımsız olan Türk devletlerine teker teker son veren Ruslar bölgede asimilasyon politikasını hayata geçirmeye başladı.
Bunun için de;
Bolşevik vaadi ve kurulan Türk yönetimleri
Bolşevikler, iktidara gelir gelmez yayımladıkları bildiriyle (3 Aralık 1917) Rus egemenliğindeki halklara kendi kaderini belirleme (self-determinasyon) hakkı tanıyacaklarını açıkladı. Bu vaatle Türkistan Millî Özerk Hükûmeti (merkezi Hokand olduğu için Millî Hokand Hükûmeti de denir), Kazakların Alaş Orda Hükûmeti ve Başkurt Millî Özerk Cumhuriyeti gibi Türk yönetimleri kuruldu; 1918'de Azerbaycan Türkleri de bağımsızlıklarını ilan etti.
Ancak Sovyet Rusya kısa sürede baskıyı artırarak bu yönetimleri birer birer ortadan kaldırdı. Türkistan Millî Özerk Hükûmeti'nin dağıtılması, Basmacı Hareketi'ni başlattı.
Rusların asimilasyon uygulamaları
- Bölgedeki Türkler Hristiyanlaştırılmaya çalışıldı.
- Bölgede Rus okulları açıldı. Ancak Türkler bu okullara rağbet etmedi.
- Rus harita ve kitaplarından Türkistan ismi silindi ve kullanılması yasaklandı.
- Türkler arasında birlik ve beraberliğin bozulması amacıyla farklı lehçelerin kullanılması yaygınlaştırıldı. Türkler arasında boy (asabiyet) duygusu ortaya çıkarıldı.
- Tarih kitaplarında Türklerin millî ruhunu konu alan eserlere yer verilmedi.
- Cami ve mescitler çeşitli bahanelerle yıkıldı. Buraların mal ve mülkleri devletleştirildi.
- Din adamı yetiştiren medreseler kapatıldı. Din adamları sürgün edildi.
- Yüz binlerce Türk, işçi sıfatıyla Rusya’nın uzak bölgelerine gönderildi.
- Rus - Kiril harfleriyle karışık Latin harf sistemine geçilerek Türklerin öz dillerini unutmasına sebep olundu.
SSCB döneminde Ruslaştırma politikası
- SSCB, Çarlık döneminin sömürgeci politikasını komünist ideolojiye uyarlayarak sürdürdü.
- Stalin, “milletlerin kaynaşması” sloganı altında aslında Ruslaştırma politikası izledi.
- “Böl, parçala, yönet” anlayışıyla Türk toplulukları arasındaki lehçe farkları öne çıkarıldı ve bunlardan ayrı milletler oluşturuldu.
- Bölgenin nüfus yapısını değiştirmek için Türkistan'a Ruslar yerleştirildi, Türkler göçe zorlandı.
- Dinsizlik (ateizm) devlet politikası hâline geldi; cami ve medreseler kapatılarak din eğitimi engellendi.
- Yönetimde ve eğitimde Rusça öne çıkarıldı, Rusça öğrenmek zorunlu tutuldu.
- Türk toplulukları arasında ortak tarih bilinci oluşmasın diye her cumhuriyet için ayrı bir tarih yazıldı.
Akılda tut: Türkistan'da alfabe değişiklikleri
Yüzyıllardır kullanılan Arap alfabesi önce Latin alfabesiyle (1920'lerin sonu), ardından Kiril alfabesiyle (1930'ların sonu) değiştirildi. Kısa sıra: Arap → Latin → Kiril. Amaç, Türk toplulukları arasındaki yazı birliğini koparmak ve onları eski kültür mirasından uzaklaştırmaktı.
Basmacı Hareketi
Baskın yapan, hücum eden manasına gelir. 1918 yılında Rusların Millî Hokand Hükûmetini devirmesiyle ortaya çıkan ve amaçları Türkistan’ı Ruslardan kurtarmak olan hareketin genel ismidir.
Hokand kentinde başlayan bu hareket zamanla tüm Türkistan’a yayıldı. Bu hareketin parolası “Çar ve Ruslar defolun, Müslümanlara hürriyet ve Türkistan Türkistanlılarındır.” olmuştur.
1921 yılında Enver Paşa’nın Basmacı Hareketi’ne katılmasıyla mücadeleler şiddetlendi. Bu tarihlerde Ruslar da genel bir saldırıya geçince Korbaşı adı verilen Basmacı liderleri birbirlerinden ayrıldılar. 1922 yılında Enver Paşa şehit oldu. 1936 yılına kadar süren bu hareket Basmacı liderlerinin kendi aralarındaki liderlik mücadeleleri, Ruslar karşısında yeteri kadar askerî teçhizatın olmaması gibi nedenlerden dolayı sona erdi.
Basmacı Hareketi: ek bilgiler
- Silahlı direniş, Türkistan Millî Özerk Hükûmeti'nin dağıtılması üzerine 1918'de Hokand'da Korbaşı Ergaş liderliğinde başladı.
- “Basmacı” adını direnişe Ruslar verdi; hareket Türk tarihinde Türkistan Millî Mücadelesi olarak da anılır.
- Enver Paşa Kasım 1921'de harekete katıldı ve mücadele güçlendi.
- Enver Paşa, 4 Ağustos 1922'de Belcuvan'da (bugünkü Tacikistan) Ruslarla çarpışırken şehit oldu.
- Direnişin başarısız olmasındaki temel etken, Basmacı grupları arasında birlik sağlanamamasıydı.
II. Dünya Savaşı sürgünleri ve Azerbaycan Halk Cumhuriyeti

II. Dünya Savaşı’nda ise Ruslar bölge Türklerini zorla savaş meydanlarında ölüme sürüklerken aynı zamanda düşmanla iş birliği yaptıkları gerekçesiyle Kırım, Karaçay, Balkar, Ahıska Türklerini, Çeçen ve İnguşları Orta Asya’ya ve Sibirya’ya sürgün ettiler.
Basmacı Hareketi’nin başladığı yıllarda, 28 Mayıs 1918’de Mehmet Emin Resulzade Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Türk tarihinin cumhuriyet rejimi ile yönetilen ilk devleti olan Azerbaycan’ı resmî olarak tanıyan ilk devlet ise Osmanlı Devleti olmuştur.
Azerbaycan'ın bağımsızlık mücadelesi
- Bolşevik İhtilali'nden sonra Azerbaycan Türkleri, Gürcüler ve Ermeniler “Transkafkasya” adlı federatif bir hükûmet kurdu; etnik ve siyasi anlaşmazlıklar yüzünden federasyon 1918'de dağıldı.
- 28 Mayıs 1918'de Azerbaycan Millî Şûrası, Mehmet Emin Resulzade başkanlığında Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'ni ilan etti.
- Türk dünyasının ilk demokratik cumhuriyeti olan Azerbaycan, 28 Nisan 1920'de Sovyet Rusya'nın egemenliğine girdi.
Önemli not: Gazavat ve Zeki Velidi Togan


Basmacı Hareketi’nden yıllar önce (XIX. yüzyıl) Çarlık Rusyası’nın Kafkasya’yı istilasına karşı ortaya çıkan ve Şeyh Şamil ile özdeşleşen dinî ve millî direnişe Ruslar “Müridizm”, Müslümanlar ise “Gazavat” demişlerdir.
Zeki Velidi Togan: Basmacı Hareketi’ne katılan Başkortların sembolü Ahmet Zeki Velidi Togan 1925’te Türkiye’ye gelmiş, yurt içi ve yurt dışı birçok faaliyette bulunmuş ve İstanbul Üniversitesinde görev yaptığı sırada geçirdiği bir ameliyat sonrası vefat etmiştir.
Kafkasya'da Gazavat (Müridizm) direnişi
- Çarlık Rusyası'nın Kafkasya'yı istilasına karşı XVIII. yüzyılın sonlarında İmam Mansur (Şeyh Mansur) ile başladı.
- Direnişi Nakşibendî tarikatı mensupları yönettiği için Ruslar buna “Müridizm” adını verdi; Müslümanlar ise “Gazavat” dedi.
- Hareket İmam Gazi Muhammed ve İmam Hamza Bey ile sürdü; en güçlü dönemini XIX. yüzyılda İmam Şeyh Şamil zamanında yaşadı.
- Şeyh Şamil 1859'da Gunib'de Ruslara esir düştü; bunun üzerine Gazavat Hareketi büyük ölçüde sona erdi.
Bölüm 3 / 8
I. Dünya Savaşı Sonrasında Orta Doğu
Orta Doğu'da değişen siyaset
Orta Doğu, XX. yüzyıl başlarından itibaren Türkiye, İran, Irak, Suriye, Arap Yarımadası ve Mısır'ı kapsayan bölge için kullanılan bir kavramdır. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı sonunda yıkılmasıyla bölgede bir otorite boşluğu doğdu.
İngiltere ve Fransa, kurdukları manda yönetimleriyle bölgeden siyasi ve ekonomik çıkar sağladı; çizdikleri sınırlar ve yönetimler bölgeyi istikrarsızlaştırdı. Petrolün öneminin artması da büyük devletlerin bölgeye ilgisini büyüttü.
Orta Doğu'yu şekillendiren gizli antlaşmalar
- I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve Fransa, Osmanlı'nın Orta Doğu topraklarını gizli antlaşmalarla kendi aralarında paylaştı.
- McMahon Yazışmaları (1915-1916): İngiltere'nin Mısır Yüksek Komiseri McMahon ile Mekke Emiri Şerif Hüseyin arasında yapıldı. Şerif Hüseyin'in Osmanlı'ya karşı ayaklanması karşılığında ona bağımsız bir Arap krallığı vaat edildi.
- Sykes-Picot Antlaşması (16 Mayıs 1916): İngiltere ile Fransa arasında imzalandı, Rusya'nın da onayı alındı. Doğu Akdeniz, Adana, Musul ve Suriye kıyıları Fransa'ya; Hayfa, Akka, Bağdat ve Güney Irak İngiltere'ye bırakılacaktı.
- Bolşevikler iktidara gelince Lenin, Çarlık Rusyası'nın da taraf olduğu bu gizli antlaşmaları dünyaya açıkladı.
- Nisan 1920'deki San Remo Konferansı'nda Orta Doğu'daki Osmanlı toprakları manda adıyla yeniden paylaşıldı.
ÖSYM dikkat: Çelişen vaatler
İngiltere savaş sırasında aynı toprakları hem McMahon yazışmalarıyla Araplara vaat etti hem de Sykes-Picot ile Fransa'yla paylaştı. Savaş sonunda Araplara söz verilen bağımsız krallık yerine manda yönetimleri kuruldu. Bu çelişki; “sömürgeci devletlerin kendi çıkarlarını öncelediği” ve “bugünkü Orta Doğu sorunlarının kökeninin I. Dünya Savaşı'na dayandığı” yargılarına kanıt olarak sorulabilir.
San Remo Konferansı (Nisan 1920)

İngiltere ve Fransa, Nisan 1920’de toplanan San Remo Konferansı’nda Orta Doğu ülkelerini paylaştılar. Buna göre, Fransa, Suriye ve Lübnan’da; İngiltere ise Irak, Filistin ve Ürdün’de manda yönetimleri kurdu.
İngiltere ve Orta Doğu: Arap Yarımadası
Arabistan Yarımadası’nda Mekke Emiri Şerif Hüseyin savaş sırasında, 1916 yılında kendini Arap ülkelerinin kralı ilan etti, ancak yalnızca Hicaz kralı olarak tanındı. 1921’de İngiltere, oğullarından Faysal’ı Irak’a kral, Abdullah’ı da Ürdün’e emir yaptı. 1924 yılında da halifeliğini ilan ederek bölgedeki konumunu güçlendirdi. Bunun üzerine Necd Emiri Abdülaziz İbn-i Suud, Şerif Hüseyin’e savaş ilan etti. Yapılan mücadeleyi kazanan İbn-i Suud kendini Hicaz ve Necd kralı ilan etti. 1932 yılından itibaren ise Suudi Arabistan Krallığı ismini aldı. 1933 yılında sonradan ARAMCO adını alacak ABD’li şirkete petrol ayrıcalığı vererek bölgedeki ABD’nin etkisini artırdı.
Irak
San Remo Konferansı sonucu İngiltere, Irak’ta kendi politikalarına uygun bir yönetim oluşturmak için Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in oğullarından biri olan Faysal’ı, Irak Krallığı’na getirdi. Ancak bu durumu kabul etmeyen Iraklılar bağımsızlık mücadelesine girişti. 1930 senesinde yapılan antlaşma sonucunda Irak bağımsızlığını kazandı ancak İngiltere II. Dünya Savaşı öncesine kadar yönetime kendi adamlarını getirmek suretiyle Irak’taki egemenliğini sürdürdü.
Fransa ve Orta Doğu
San Remo Konferansı’yla kendisine Suriye ve Lübnan verilen Fransa 1920 yılında, Faysal’ın merkezi Şam olmak üzere Lübnan ve Filistin topraklarını da içine alacak şekilde ilan ettiği Suriye Krallığı’na son verdi.
Ancak bu zamanlarda Anadolu’da işgal ettiği yerlerde tutunamayan Fransa, TBMM ile Ankara Antlaşması’nı imzalayarak güneyden çekildi ve tüm dikkatini Suriye’ye yöneltti.
Askerî baskılarla buraları elinde tutamayacağını anlayan Fransa 1926 yılında Lübnan’da, 1930 yılında da Suriye’de manda altında cumhuriyet yönetimi kurdu. Lübnan 1943’te, Suriye 1946’da bağımsızlığını kazandı. Bölgeden ise II. Dünya Savaşı’ndan sonra tamamen çekildi.
Bölüm 4 / 8
Küresel Siyaset ve Hakimiyet Teorileri
Hakimiyet teorileri nedir?
Hakimiyet teorileri, bir devletin küresel güç olabilmesi için hangi bölgeleri kontrol etmesi gerektiğini açıklayan görüşlerdir. Sömürge ve nüfuz yarışının yoğunlaştığı XX. yüzyıl başlarında büyük devletlerin stratejilerini etkilemişlerdir.
Hakimiyet teorileri
| Teori | Kuramcı | Temel fikir |
|---|---|---|
| Kara Hakimiyet Teorisi | Halford J. Mackinder | “Dünya Adası”na (Asya, Avrupa, Afrika) hâkim olmak için “Merkez Bölge”yi (Heartland) ele geçirmek gerekir: Doğu Avrupa'ya hâkim olan Merkez Bölge'yi, Merkez Bölge'ye hâkim olan Dünya Adası'nı, Dünya Adası'na hâkim olan dünyayı denetler. |
| Kenar Kuşak Hakimiyet Teorisi | Nicholas J. Spykman | Mackinder'a karşı geliştirildi. Asıl güç, Merkez Bölge'yi çevreleyen “Kenar Kuşak”tadır (Türkiye, İran, Hindistan, Çin gibi). ABD'nin Soğuk Savaş'taki çevreleme politikasına temel oldu. |
| Deniz Hakimiyet Teorisi | Alfred T. Mahan | Stratejik denizleri, boğazları ve kanalları kontrol eden güç dünyaya hâkim olur. ABD, İngiltere ve Japonya'nın denizcilik politikalarını etkiledi. |
| Hava Hakimiyet Teorisi | Giulio Douhet, William Mitchell | Güçlü bir hava filosu kuran devlet diğerlerine üstün gelir: “Havaya hâkim olan güç, dünyaya hâkim olur.” Hava gücünün belirleyiciliği II. Dünya Savaşı'nda açıkça görüldü. |
Akılda tut: Teori ve kuramcı
Kara → Mackinder (Merkez Bölge / Heartland), Kenar Kuşak → Spykman, Deniz → Mahan, Hava → Douhet. Kenar Kuşak teorisi Mackinder'a cevap olarak doğdu ve Türkiye bu kuşakta yer alır; bu yüzden Soğuk Savaş'ta ABD'nin çevreleme politikasında Türkiye'nin önemi arttı.
Bölüm 5 / 8 · Uzak Doğu’da Yeni Bir Güç: Japonya
İki Savaş Arası Dönemde Japonya
Japonya'nın dış dünyaya açılması
XIX. yüzyıl ortalarına kadar Japonya'da imparator (mikado) yalnızca sembolik bir role sahipti; ülkeyi fiilen şogun yönetiyordu. 1854'te ABD'nin askerî baskısıyla imzalanan Kanagawa Antlaşması ile Japonya limanlarını Batılılara açmak zorunda kaldı. Bu gelişme ülkede karışıklıklara yol açtı ve şogunluğun sona ermesine giden süreci başlattı.
Meiji Restorasyonu

Japonya 1850’li yıllara kadar derebeylik ile yönetiliyordu ve dış dünyaya da kapalı bir ülke konumundaydı. Şogun adı verilen ordu komutanları bu derebeyler arasında en güçlü olanından seçilirdi. 1867 yılında tahta geçen İmparator Mutsuhito ülkedeki tüm derebeylikleri kaldırarak merkezî bir devlet kurdu.
Aydınların da desteğiyle İmparator Mutsuhito, Batı tarzı yenilikler içeren “Meiji Restorasyonu” diye adlandırılan reform sürecini başlattı. Bu süreçte Meiji “Güçlü ordusu olan zengin bir ülke” hedefiyle;
Meiji Restorasyonu'nun yenilikleri
- Batı tarzı bir hükûmet kurdu.
- Prusya - Alman tarzında bir anayasa yaptı.
- Avrupa’ya öğrenciler gönderdi. 1871’de ilk gazete yayınlandı.
- İlköğretim kadın - erkek herkese zorunlu hâle geldi.
- Kılık - Kıyafet İnkılabı’nı gerçekleştirerek gelenekselleşen Japon giyim tarzını tasfiye etti.
- Çağdaş bir bankacılık sistemini kurdu.
- İngiltere donanmasını örnek alarak Japon donanmasını kurdu.
- Dışarıdan modern silahlar getirtti. Ordunun modernize edilmesi için de Prusya’dan uzmanlar getirtti.
- Ağır sanayi, demir - çelik ve gemi yapımcılığını geliştirdi.
- Geleneksel Japon takvimi yerine miladi takvime geçildi.
Japon modernleşmesinde önemli tarihler
- 1854Kanagawa Antlaşması ile limanlar Batılılara açıldı.
- 1867İmparator Mutsuhito tahta geçti; şogunluk ve derebeylikler kaldırılarak Meiji Restorasyonu başladı.
- 1871İlk gazete yayımlandı.
- 1873Zorunlu askerlik kabul edildi; miladi (Gregoryen) takvime geçildi.
- 1889Prusya-Alman tarzında ilk anayasa yapıldı.
Japon yayılmacılığı
- Meiji Restorasyonu ile sanayileşen Japonya, ham madde ve pazar bulmak için yayılmacı bir politika izlemeye başladı.
- İlk hedefi, ham madde kaynağı ve pazar olarak gördüğü Kore oldu.
- 1894-1895 Çin-Japon Savaşı'nı kazanarak Kore üzerindeki Çin etkisini kırdı ve Tayvan'ı aldı.
- Japonya'nın Kore ve Mançurya'ya yönelmesine karşı çıkan Rusya'yı 1904-1905 Rus-Japon Savaşı'nda yendi.
- 1910'da Kore'yi ilhak eden Japonya, Uzak Doğu'nun ve dünyanın önde gelen güçlerinden biri oldu; I. Dünya Savaşı'ndan sonra bölgedeki nüfuzunu daha da artırdı.
ÖSYM dikkat: Rus-Japon Savaşı'nın yankıları
1904-1905 Rus-Japon Savaşı'nda Japonya, modern dönemde büyük bir Avrupa devletini yenen ilk Asya devleti oldu. Yenilginin yarattığı hayal kırıklığı ve ekonomik yük Rusya'da 1905 ayaklanmasına yol açtı; Çar II. Nikola, Duma'yı açmayı ve bazı özgürlükler tanımayı kabul etmek zorunda kaldı. Rusya'daki Türklerin 1905'te ayaklanması, kongre toplaması ve Duma'ya temsilci göndermesi de bu ortamda gerçekleşti.
Bölüm 6 / 8
1929 Dünya Ekonomik Krizi (Kara Perşembe)
1929 Dünya Ekonomik Krizi'nin nedenleri
- I. Dünya Savaşı’nın getirdiği ekonomik zorluklar
- ABD’nin savaş sırasında devletlere verdiği kredileri geri alamaması
- ABD ekonomisinin 200 holding tarafından idare edilmesi
- I. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan iyimser havanın ABD Borsasını suni (yapay) olarak yükseltmesi
- İngiltere’nin para birimi poundun aşırı değer kazanması, bunun da ihracatta düşüşe yol açması
- Almanya’nın savaş tazminatını ödemek için karşılıksız para basması, bunun da aşırı enflasyona (hiperenflasyon) neden olması
- ABD yönetiminin krizin çıkmasını engelleyici tedbirler almaması
- 1920’lerde ABD’de üretim ve istihdamın yükselmesiyle insanlar kendilerini daha zengin hissetmişlerdir. O yüzden bu yıllara ABD’de “Kükreyen Yirmiler” denilmiştir.
Krize giden süreç
- Savaş yıllarında ABD'de küçük şirketler birleşerek büyük tekeller oluşturdu.
- Avrupalı yatırımcıların sermayelerini Amerikan borsasına yöneltmesiyle hisse senetleri gerçek değerlerinin çok üzerine çıktı.
- Borçlu Avrupa devletleri ABD'ye olan borçlarını ödeyemeyince ABD'li yetkililer 1929 yazında kredileri kısıtlama kararı aldı; ardından borsa düşüşe geçti.
- 24 Ekim 1929 Perşembe günü New York (Wall Street) Borsası'nda 12 milyonu aşkın hisse satışa çıkınca borsa çöktü; kriz kısa sürede bütün dünyaya yayıldı.
Kara Perşembe (24 Ekim 1929)
3 Ekim 1929 yılında ABD Borsasında yer alan şirketlerin hisse senetlerinin düşmesiyle başladı. 24 Ekim 1929 Perşembe günü ise borsa dibe vurdu. Tarihe “Kara Perşembe’’ olarak geçecek bu olay sonucunda;
Krizin ekonomik ve toplumsal sonuçları
- 4,2 milyar dolar ABD Borsasında yok oldu.
- Çok sayıda banka batarken, binlerce insanın mal varlığı yok oldu.
- Ülkelerde açlık ve kıtlık başladı. İnsanlar takas usulü ticarete geri döndü.
- İnsanların ruh sağlıkları bozuldu.
- Dünyadaki inşaat ve madencilik faaliyetleri durdu.
- Dünya genelinde 50 milyona yakın insan işsiz kaldı.
- Dünya ticaret hacmi %65 oranında azaldı.
ABD'de New Deal politikası
1929 Ekonomik Krizi’nden sonra 1932 yılında ABD’de yapılan başkanlık seçimlerini Roosevelt kazandı. Roosevelt insanların satın alma güçlerinin düşmesi ve talebin yetersiz olması nedeni ile “New Deal” (Yeni Antlaşma) olarak bilinen ekonomik politikaları hayata geçirdi.
Krizden en çok ve en az etkilenenler
Bu kriz en çok sanayileşmiş toplumları vururken, Sovyet Rusya komünizmden dolayı bu krizden en az etkilenen devletlerden biri olmuştur. Türkiye ise bu krize karşı şu önlemleri almıştır;
Türkiye'nin krize karşı önlemleri
- Devlet korumacı - iktisatçı politikalara yönelmiştir.
- İthalatta kısıtlamalar uygulanırken, gümrük vergileri yükseltilmiştir.
- Ülkede yerli malı kullanılması için devlet tarafından propagandalar yapılmıştır.
- Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kurulmuştur.
- “Malımı sattığım devletten mal alırım.” prensibi hayata geçirilmiştir. (Kliring Sistemi)
Krizin siyasi sonuçları
- Kriz birçok ülkede devletin ekonomiye doğrudan müdahale ettiği devletçi politikalarla aşılmaya çalışıldı; Türkiye de 1930'lardan itibaren devletçilik politikasına yöneldi.
- SSCB, dünya piyasalarına kapalı ekonomik sistemi sayesinde krizden en az etkilenen ülkelerden biri oldu.
- Versay'ın tazminat yükü ve 1923 hiperenflasyonuyla zaten sarsılmış olan Almanya'da kriz sanayi üretimini durdurdu, işsizliği rekor seviyeye çıkardı.
- Bu ekonomik çöküş, Adolf Hitler önderliğindeki Nazi Partisi'nin güçlenip iktidara gelmesine zemin hazırladı.
- Krizin yol açtığı yaklaşık on yıllık siyasi ve ekonomik kargaşa, II. Dünya Savaşı'nın önemli nedenlerinden biri oldu.
Bölüm 7 / 8
İki Savaş Arasında Avrupa
Savaş sonrası Avrupa'nın durumu
- İki savaş arası dönem bir yandan barışı koruma ve savaşın yıkımını onarma çabalarıyla geçti.
- Fransa, savaş yüzünden tarım arazilerinin önemli bir kısmını ve genç iş gücünü kaybetmişti.
- İngiltere, dünya ekonomisindeki üstünlüğünü büyük oranda kaybetti; pazarlarının bir kısmı Japonya ve ABD'nin eline geçti.
- İrlanda, 1921'de İngiltere ile imzaladığı antlaşmayla İrlanda Serbest Devleti adıyla büyük ölçüde bağımsızlığını kazandı.
- Sovyet Rusya, Lenin'in NEP politikasıyla ekonomisini toparladı.
- 1925 Locarno Antlaşması ve 1928 Briand-Kellogg Paktı ile bir yumuşama ortamı doğdu; ancak 1929 krizi siyasi istikrarsızlığa ve baskıcı rejimlerin güçlenmesine yol açtı.
Barışı koruma çabaları: Milletler Cemiyeti
I. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle barış çabaları ABD önderliğinde başlatıldı. 32 devletin katılımı ile toplanan Paris Barış Konferansı’nda uluslararası bir teşkilatın kurulması kabul edildi.
Bunun üzerine 10 Ocak 1920 tarihinde merkezi Cenevre olmak üzere Milletler Cemiyeti kuruldu.
Milletler Cemiyeti: üyeler ve başarısızlıklar
- Asıl üyelerini I. Dünya Savaşı'nın galip devletleri oluşturdu; savaşta tarafsız kalan devletler de üyeliğe alındı.
- Kurulmasını ABD Başkanı Wilson önermesine rağmen ABD Senatosu Versay Antlaşması'nı onaylamadığı için ABD cemiyete hiç üye olmadı.
- Almanya 1926'da, Türkiye 1932'de, SSCB 1934'te cemiyete üye oldu.
- Kendi ordusu ve güçlü bir yaptırım gücü olmayan cemiyet; Japonya'nın Mançurya'yı işgalini (1931), İtalya'nın Habeşistan'ı işgalini (1935) ve Almanya'nın Avusturya'yı ilhakını (1938) engelleyemedi, II. Dünya Savaşı'nın çıkmasını da önleyemedi.
ÖSYM dikkat: Fikir ABD'den, üyelik yok
Milletler Cemiyeti fikri Wilson İlkeleri'nden doğdu ve Paris Barış Konferansı'nda ABD'nin isteğiyle kabul edildi; ancak ABD yalnızlık (Monroe) politikasına döndüğü için cemiyete katılmadı. “ABD, Milletler Cemiyeti'nin üyesi olarak saldırgan devletlere karşı mücadele etti” gibi ifadeler yanlıştır. Cemiyetin başarısızlığında ABD'nin dışarıda kalması ve yaptırım gücünün zayıflığı birlikte etkili oldu.
Locarno Antlaşması, Briand-Kellogg Paktı ve Guernica

Uluslararası barışı korumak amacıyla bir araya gelen Almanya, İtalya, İngiltere, Belçika, Polonya, Fransa ve Çekoslovakya arasında ise 1925 tarihinde Locarno Antlaşması imzalandı.
Böylece Almanya, uluslararası iş birliğine tekrar dâhil oldu. Bu antlaşmadan kısa bir süre sonra ise Almanya Milletler Cemiyetine de üye oldu.
Barışın sürmesi yolundaki çabaların en önemlilerinden biri de 1928 yılında Paris’te ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Çekoslovakya, Belçika, Almanya ve Polonya tarafından imzalanan Briand - Kellogg Paktı oldu. Bu pakta aynı yıl SSCB ve Türkiye de dâhil oldu. Buna göre savunmaya dayanmayan savaş, kanun dışı sayılmıştır.
İki savaş arası dünyada (1918 - 1939) kübizmin kurucularından Pablo Picasso 1937 yılında Alman Hava Kuvvetlerinin İspanya’nın Guernica kasabasını bombalamasını anlattığı “Guernica” resmiyle ünlenmiştir.
Locarno ve Briand-Kellogg: ayrıntılar
- Locarno Antlaşması (1925) ile Almanya, Fransa ve Belçika aralarındaki sınırları karşılıklı olarak tanıdı; böylece Fransız-Alman ilişkileri karşılıklı güven çerçevesine girdi.
- Locarno'nun ardından Almanya 1926'da Milletler Cemiyeti'ne üye olarak kabul edildi.
- Briand-Kellogg Paktı, Fransa Dışişleri Bakanı Aristide Briand ile ABD Dışişleri Bakanı Frank Kellogg'un öncülüğünde hazırlandı ve 27 Ağustos 1928'de Paris'te imzalandı.
- Paktta, savaşı başlatan devlete uygulanacak bir yaptırım yoktu; bu yüzden pakt uygulamada etkili olamadı.
Türkiye'nin Briand-Kellogg Paktı'na katılışı
Türkiye pakta imzalandığı yıl (1928) katılacağını bildirdi; TBMM'nin onayı ise 1929'da gerçekleşti. Bu yüzden bazı kaynaklarda Türkiye'nin katılış yılı 1929 olarak geçer. Soruda Türkiye'nin barışçı dış politikasına kanıt olarak Briand-Kellogg Paktı'na katılması verilebilir.
Önemli not: Guernica
Guernica: Picasso'nun bu tablosu, İspanya İç Savaşı sırasında (1937) Alman uçaklarının Guernica kasabasını bombalamasının yarattığı acıyı anlatır ve savaş karşıtlığının sembolü olmuştur.
Bölüm 8 / 8
İki Savaş Arasında Dünya: Bilim, Sanat ve Kültür
Bilim, teknoloji ve gündelik hayat

- I. Dünya Savaşı’ndan sonra siyasi, ekonomik, kültürel, teknolojik ve bilimsel birçok gelişme yaşandı. Bu gelişmeleri şöyle sıralayabiliriz;
- Sanayide kullanılan petrol ve elektrik evlere girdi.
- C vitamini keşfedildi.
- Elektron mikroskobu bulundu.
- DDT adıyla ilk kez böcek ilaçları kullanıldı.
- Kanadalı bilim insanları pankreas özütünden insülin elde ettiler.
- Taşıt üretimi arttı. Uluslararası yolcu uçakları faaliyete geçti.
- Şehircilik ve mimari gelişti. Mimari bir akım olan Bauhaus şehir planlamasında öne çıktı.
- ABD’de “Empire State Building” yapıldı ve gökdelen sayısında artışlar yaşandı.
- Radyo kullanımı yaygınlaştı. Radyonun kullanılmasıyla “Konuşan Basın’’ denilen dönem başladı.
- Çizgi film ve sinema sektörü gelişti.
- Albert Einstein İzafiyet Teorisi ile bilim dünyasında çığır açtı.
Bilim insanları, askerî teknoloji ve mimarlık
- Alman fizikçi Albert Einstein'ın izafiyet (görelilik) teorisi; ışık, uzay, zaman ve kütle çekimi arasındaki ilişkiyi yeniden tanımladı. Einstein 1921 Nobel Fizik Ödülü'nü fotoelektrik etki üzerine çalışmalarıyla aldı.
- SSCB ve Almanya'daki baskıcı rejimler yüzünden birçok bilim insanı ülkesini terk etti; Einstein da Nazilerin yükselişi üzerine 1933'te Almanya'dan ayrılarak ABD'ye yerleşti.
- Askerî alanda arazi telefonu, telgraf ve radyo yaygınlaştı; gemilerde kömür yerine petrol kullanılmaya başlandı, denizaltı teknolojisi gelişti.
- Ağır toplar, tanklar ve savaş uçakları gibi daha yıkıcı silahlar üretildi; fizikteki gelişmeler atom ve nükleer enerji çalışmalarının önünü açtı.
- 1919'da Almanya'da kurulan Bauhaus Okulu işlevsel mimariyi esas aldı; mimaride çelik, cam ve beton gibi yeni malzemeler kullanıldı.
Tıpta gelişmeler
Bazı hastalıkların tedavisi için aşılar ve ilaçlar bulundu. Organ nakline başlandı. Tüberküloz tedavisi için BCG aşısı bulundu.
Penisilinin keşfi

Alexander Fleming penisilini keşfetti.
Sağlık alanındaki gelişmeler
- 1921Verem (tüberküloz) aşısı BCG ilk kez insanlarda kullanıldı.
- 1921Kanadalı Frederick Banting ve Charles Best insülini ayrıştırdı; diyabet tedavisinde çığır açıldı.
- 1928Alexander Fleming penisilini keşfetti; antibiyotik tedavisinin yolu açıldı.
- 1937Türk hekim Prof. Dr. Hulusi Behçet, kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tanımladı.
Düşünce, edebiyat, sanat ve müzik
- Psikoloji önem kazandı. “Varoluşçuluk” ve “Fenomenoloji” gibi yeni akımlar ortaya çıktı.
- Tarih yazıcılığı değişti. Gelenekselleşen tarih yerine yerel, sosyal, ekonomik ve medeniyet konuları ön plana çıktı.
- 1939 yılında 1929 Buhranı sonrasında ABD’deki çiftçilerin yoksulluğunu ve göçünü anlatan John Steinbeck’in “Gazap Üzümleri’’ adlı eseri büyük ilgi gördü.
- André Breton’un öncülüğünde “Sürrealizm’’ (Gerçeküstücülük) akımı ortaya çıktı; Salvador Dali bu akımın en ünlü temsilcilerindendi. I. Dünya Savaşı öncesinde Almanya’da doğan “Ekspresyonizm’’ (Dışa vurumculuk) akımı da etkisini sürdürdü.
- ABD’de başlayan “Caz’’ tüm Avrupa ülkelerinde yayıldı.
Yeni sanat akımları
- Savaşın yarattığı yıkım, sanatçıları yeni bakış açıları aramaya yöneltti.
- Ekspresyonizm (dışavurumculuk), kübizm, fütürizm, Dadaizm ve sürrealizm (gerçeküstücülük) gibi akımlar öne çıktı.
- Edebiyatta savaşın ve ekonomik krizin insanlar üzerindeki etkilerini anlatan romanlar yazıldı.
Sinema: Charlie Chaplin
“Şarlo” karakteriyle şöhret olan Charlie Chaplin “Modern Zamanlar” (1936) ve “Büyük Diktatör” (1940) adlı filmlerde rol aldı.
Önemli not: Şarlo
Şarlo, Charlie Chaplin'in canlandırdığı karakterdir. Chaplin “Modern Zamanlar” filminde sanayi toplumunu ve kapitalist sistemi eleştirmiş, “Büyük Diktatör” filminde Hitler'i hicvetmiştir.
Propaganda aracı olarak sinema ve radyo
- XX. yüzyıl başının en büyük iletişim devrimleri olan sinema ve radyo, kamuoyunu şekillendirmede etkili oldu.
- Sinema, I. Dünya Savaşı sırasında devletlerce propaganda amacıyla kullanıldı.
- Almanya'da Nazi Partisi, İtalya'da faşist iktidar ve SSCB'de komünist rejim sinemayı ideolojilerini yaymak için yoğun biçimde kullandı.
- İlk düzenli (ticari) radyo yayınları 1920'de ABD'de başladı.
- Naziler radyoyu, Hitler'in liderliğini ve Alman ırkının üstünlüğü iddiasını yaymak için bir propaganda aracına dönüştürdü.