İslam Medeniyetinin Doğuşu


İslamiyet’in Doğuşu ve İlk İslam Devletleri
Sınav İpucuAYT Tarih-2 soru yaklaşımı
Kişi, kurum, tarih ve gelişmeleri tek tek ezberlemek yerine aynı başlık altında karşılaştır. Soruda verilen ipucunu kronoloji ve neden-sonuç bağıyla doğrula.
Bu derste


İslamiyet’in Doğuşu ve İlk İslam Devletleri
İslam’ın doğduğu yıllarda Avrupa, Kavimler Göçü’nün getirdiği siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar ile uğraşıyordu. Doğu Roma ise hâlâ barbar kavimler ile mücadele ediyordu. Hristiyanlığı kabul eden Avrupa’da ise kilise, sosyal ve yönetimsel alanlarda çok etkiliydi. Halk ise toplumsal sınıflara ayrılmıştı.
Günümüzde Etiyopya olarak bilinen Habeşistan’da Habeş Krallığı bulunurken Afrika’nın kuzey kısımları ise Doğu Roma’nın egemenliğindeydi.
Doğu ve Batı Roma olarak ikiye ayrılan Roma’da Batı Roma İmparatorluğu İslamiyet gelmeden yıkılırken Doğu Roma İmparatorluğu ise İmparator Justinianus Zamanı’nda en parlak dönemini yaşamıştı.
İslam geldiğinde ise Doğu Roma İmparatoru Herakliyus’tu.
Ön Asya’da Bizans İmparatorluğu’ndan sonraki en güçlü devlettir. Halk Zerdüştlük dinine inanıyordu.
İslam’ın doğduğu yıllarda Köktürkler ikiye ayrılmıştı. Türkler ile Araplar ise İslam gelmeden önce de çeşitli şekillerde karşılaşmışlardır. Türkler ağırlıklı olarak Gök Tanrı dinine inanıyorlardı.
İslam doğduğunda Hindistan’da Veda, Çin’de Budizm, Taoizm ve Konfüçyüsçülük, Japonya’da ise Şintoizm inançları yaygındı.
Şam Kudüs Tebük Basra Hayber Medine Mekke Taif Sana Aden
Nil nehri
0 300 600 900 1200 km
Bölüm 1 / 1
İslam Öncesi Arap Yarımadası Genel Siyasi Harita
İslam gelmeden önce Arap Yarımadası’nda siyasi birlik yoktu.
En önemli yerleşim bölgeleri ise Hicaz (Mekke, Medine, Taif), Necid ve Yemen’di. Kabileler hâlinde yaşayan Arapların başında “şeyh” adı verilen reisler vardı. Erkeklerin söz sahibi olduğu Arabistan’da çok eşlilik vardı.
Kız çocuklarına değer verilmezdi. Hatta bazı Arap kabileleri ise kız çocuklarını diri diri gömerlerdi.
Kabileler arası kan davalarının yoğun olduğu bu coğrafyada şehirde yaşayan Araplara “hadari (şehirli)” çölde yaşayanlara ise “bedevi (göçebe)” denilirdi.
İslam öncesinde Araplar arasında putperestlik inancı yaygındı. Her kabilenin ayrı bir putu vardı ve bu putlardan en büyüğü olan “Hubel” Kâbe’nin içinde yer alıyordu; “Lat, Menat ve Uzza” ise Mekke dışındaki tapınaklarda bulunan önemli putlardı. Putperestliğin yanında Musevilik, Hristiyanlık ve Haniflik gibi inanışlar da vardı. Haniflik Hz. İbrahim’in getirdiği tek tanrılı anlayışa dayanan bir inançtı.
İslam öncesinde de konuşma ve yazışma dili Arapçaydı. Arabistan’da halkın geçim kaynağı ise tarım, hayvancılık ve ticaretti.
Özellikle ticaret, toplumsal hayatın en önemli unsuru olan ve savaşın yasak olduğu haram aylarda kurulan panayırlarda yapılırdı.
Bunlar arasında en önemli ve ilgi göreni ise Mekke civarında kurulan “Ukaz Panayırı”dır.
Cahiliye Dönemi’nde Mekke’ye ticaret için gelen kişilerin can ve mal güvenliğinin sağlanması için “Hilfü’l-Fudul” adında bir teşkilat kurulmuştur.
İslam öncesindeki döneme “Cahiliye Dönemi” denmesinin nedeni; insanların bu coğrafyada diğer yerlere göre medeni açıdan geri kalmaları, bilgisizlik ve gaflet içinde olmaları, putlara tapmaları ve kadınlara yönelik olumsuz tutum takınmalarıdır.
Mekke'nin önemini soran sorularda iki yönü birlikte düşün: Kâbe nedeniyle dinî merkez, ticaret yolları ve panayırlar nedeniyle ekonomik merkez. Mekke'ye gelen tüccarların can ve mal güvenliği için Hilfü'l-Fudul'un kurulması, şehirde ticaretin ne kadar önemli olduğunu gösteren bir kanıttır.
Akabe Biatları ile Müslüman olan Medineliler; Hz. Muhammed’e bağlı kalacaklarına, emirlerine uyacaklarına söz verdiler. Bunun sonucunda Mekke’de baskıya uğrayan Müslümanlar, Hz. Muhammed’in emriyle Medine’ye göç etmeye başladılar.
Hz. Muhammed’in yanına Hz. Ebubekir’i alarak Müslümanların Mekke’deki sıkıntı ve işkenceli ortamdan uzaklaşıp Medine’ye göç etmesine “Hicret” adı verilmiştir. Hicretin
Medine’de yaşamına devam eden Hz. Muhammed, Medine’de Müslüman olmayan Yahudiler ve müşrik Araplarla kırk yedi maddeden oluşan Medine Sözleşmesi’ni oluşturmuştur. Bu sözleşme ile herkesin din ve vicdan hürriyeti teminat altına alınırken Medine’ye bir saldırı olduğu takdirde hep beraber şehrin savunulacağı kararı alınmıştır.
Bu sözleşme Medine İslam Devleti’nin resmen kurulduğunu göstermektedir.
Medine Sözleşmesi (Medine Vesikası), Medine'deki Müslümanları, Yahudileri ve diğer grupları tek bir şehir devleti çatısı altında topladı; Hz. Muhammed'i bu devletin başkanı ve anlaşmazlıklarda başvurulacak otorite yaptı.
Devletin kuruluş esaslarını yazılı olarak ortaya koyduğu için anayasa niteliği taşır; Muhammed Hamidullah gibi tarihçiler onu tarihte bilinen ilk yazılı anayasa olarak değerlendirir. Sorularda 'farklı inançtaki toplulukların bir arada yaşaması', 'hukukun yazılı hâle getirilmesi' ve 'din ve vicdan hürriyeti' yargıları bu sözleşmeyle ilişkilendirilir.
Mekke-i Mükerreme Medine-i Münevvere Kızıldeniz Cidde Bedir Hayber
| Kavram / Kişi | Açıklama / Karşılık |
|---|---|
| Mina | Taif |
| 0 | 75 km |
Hz. Muhammed Dönemi Seferleri
Bedir Savaşı’nın intikamını almak isteyen Mekkeli müşrikler 3000 kişiye yakın bir ordu ile yola çıktılar. Müslümanların kuvveti ise 700’e yakındı. Uhud Dağı civarında yapılan savaşın başlarında İslam ordusu, sonlarına doğru ise Mekkeliler birbirlerine üstünlük sağlamıştır. İki tarafın da çokça kayıp verdiği bu savaşta Hz.
Muhammed’in amcası Hz. Hamza şehit olurken, savaş sırasında Mekkeliler ile iş birliği yapan “Beni Nadir Yahudileri” Medine’den çıkarılmıştır.
Savaştan önce Hz. Muhammed, Uhud Dağı’nın yakınındaki dar bir geçidin her iki tarafına okçular yerleştirerek bu okçulardan kendilerine haber gelmeden yerlerinden ayrılmamalarını istemiştir. Ancak yerleştirilen okçular kısa bir süre sonra savaşı Müslümanların kazandığını düşünerek yerlerini terk ettiler.
Bunu gören ve daha sonra İslam’a girerek büyük yararlılık gösterecek olan Halid bin Velid o geçitten askerleri ile geçip dağı dolandı ve Müslümanlara arkadan yetişti. Bu durumu gören Mekkeli müşrikler de geri dönünce Müslümanlar iki ateş arasında kaldı. Yaşanan bu durum ise her koşulda Hz.
Muhammed’in sözünden çıkılmaması gerekliliğini ve Hz. Muhammed’in ileri görüşlü bir komutan olduğunu göstermiştir.
Hendek Savaşı Müslümanların son savunma savaşı oldu.
Savaş sırasında Mekkeli müşriklere gizlice yardım eden Beni Kureyza Yahudileri savaştan sonra kuşatılarak cezalandırılmış; erkekleri öldürülmüş, kadın ve çocukları esir alınmıştır.
Böylece Medine’deki son Yahudi kabilesinin varlığı sona ermiştir. Ayrıca Hz. Muhammed’in bir sahabenin sözü üzerine hendek kazdırması O’nun istişareye ne kadar önem verdiğini de göstermiştir.
| Savaş | Neden | Öne çıkan sonuç |
|---|---|---|
| Bedir (624) | Mekkelilerin hicret edenlerin mallarına el koyması ve ekonomik baskısı; Ebu Süfyan kervanı olayı | Müslümanların ilk askerî zaferi; ilk İslam savaş hukuku (esirlerin fidye ya da okuma yazma öğretme karşılığında serbest bırakılması) |
| Uhud (625) | Mekkelilerin Bedir'in intikamını almak istemesi | Ayneyn Tepesi'ne (Okçular Tepesi) yerleştirilen okçuların yerlerini terk etmesiyle Müslümanlar zor durumda kaldı; Hz. Hamza şehit oldu; Mekkeliler Medine'ye girmeden geri döndü |
| Hendek (627) | Mekkelilerin Medine'yi alıp İslam'ı tamamen ortadan kaldırmak istemesi | Müslümanların son savunma savaşı; Mekkelilerin Medine'ye saldırıları sona erdi; istişare örneği |
Bedir, Uhud ve Hendek, Mekkelilerin saldırılarına karşı yapılan savunma savaşlarıdır. Hendek'ten sonra Mekkeliler Medine'ye bir daha saldıramadı; üstünlük Müslümanlara geçti. Bundan sonra Hudeybiye (628), Hayber (628), Mute (629) ve Mekke'nin Fethi (630) gibi Müslümanların başlattığı hareketler dönemi açıldı.
İslamiyet bu süreç içinde Mekkeli müşrikler arasında çok hızlı bir şekilde yayılmaya başladı.
Antlaşma gereği de Medine’ye alınmayan Müslümanların, Mekke ile Medine arasında bir yere yerleşerek özellikle Mekke kervanlarını yağmalayarak hayatta kalmaya çalışması üzerine Mekkeliler özellikle “Reşit olmayan Müslümanlar Medine’ye alınmayacaktır.” maddesini kaldırmışlardır.
Bu durum başlarda antlaşmanın bu maddesinin Müslümanlar aleyhine gözükmesine ve Hz. Muhammed’e sahabelerin bile itiraz etmelerine rağmen zamanla Hz. Muhammed’in haklı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu da Hz. Muhammed’in ileri görüşlülüğünü göstermiştir.
Yahudilerin Medine - Şam Ticaret Yolu üzerinde Müslüman tüccarların kervanlarına saldırmaları ve her fırsatta Mekkelilerle iş birliği yapması üzerine Yahudilerin elinde bulunan Hayber Kalesi, Müslümanlar tarafından alındı. Böylece ilk defa cizye vergisi alındı ve Şam Ticaret Yolu’nun güvenliği sağlandı.
Bu savaş Müslümanlar ile Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) arasında yapılan ilk savaştır. Savaşta kesin bir sonuç alınamamıştır; üç komutanın şehit düşmesinden sonra Halid Bin Velid orduyu büyük kayıp vermeden Medine’ye geri çekmiştir. Savaşta büyük yararlılık gösteren Halid Bin Velid’e “Seyfullah” (Allah’ın Kılıcı) unvanı verilmiştir.
Mekkeli müşriklerin Hudeybiye Barışı’nı bozması üzerine Hz. Muhammed 10.000 kişilik bir orduyla Mekke’nin üzerine yürüdü. Bu sırada birçok Mekkelinin Müslüman olması ve Mekke’de yaşayan gizli Müslümanların savaş istememesi üzerine Mekke halkı topluca İslam dinini kabul etti. Hz.
Hz. Muhammed döneminde ordu gönüllülerden oluşur; düzenli ve maaşlı bir ordu yoktur. İlk düzenli ordu ve ordugâh şehirler Hz. Ömer döneminde kurulmuştur. 'Hz. Muhammed döneminde düzenli ordu kuruldu' yargısı yanlıştır.

Hz. Muhammed’in vefatından sonra devletin başına geçen kişilere “halife” denilmiştir. İlk dört halife sırasıyla Hz. Ebubekir, Hz.
Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’dir. Bu dönemde halifelerin devlet başkanı olarak seçilmesi sırasında görülen demokratik uygulamalardan dolayı “Cumhuriyet Dönemi” de denilmiştir.
| Halife | Halifelik süresi | Başa geçiş yolu |
|---|---|---|
| Hz. Ebubekir | 632-634 | Medinelilerin seçimi ve biatı |
| Hz. Ömer | 634-644 | Hz. Ebubekir'in ölmeden önce onu önermesi (tavsiye), ardından Müslümanların biatı |
| Hz. Osman | 644-656 | Hz. Ömer'in ölmeden önce belirlediği altı kişilik şûra kurulunun seçimi |
| Hz. Ali | 656-661 | Hz. Osman'ın şehit edilmesinden sonra Medine halkının seçimi ve biatı |
Dört Halife Dönemi'ne 'Cumhuriyet Dönemi' denmesinin kanıtı; halifelerin seçim, şûra ve biat yoluyla belirlenmesi ve halifeliğin babadan oğula geçmemesidir. Emevilerle birlikte halifelik saltanata (hanedan yönetimine) dönüşmüştür. Bir metinde 'yöneticinin toplumun onayıyla belirlenmesi' vurgulanıyorsa Dört Halife Dönemi'ni, 'babadan oğula geçiş' vurgulanıyorsa Emevileri düşün.
Kadıların atanmasıyla yargı işlerinin valilerden ayrılması, yargı ile yürütmenin ayrılmasına (kuvvetler ayrılığına) yönelik ilk adımlardan biri olarak yorumlanır.
Divan ve Beytülmal mali; kadılık ve mahkemeler adli; illere vali atanması idari; düzenli ordu, ordugâh şehirler, askerî ikta ve askerî posta askerî düzenlemelerdir. Hicri takvim ise zaman ölçümünü birleştiren bir düzenlemedir.
Hz. Osman Dönemi’nde İslam Devleti’nin Medine’den uzak bölgelerdeki askerî harekâtları çok masraflı olmuştur. Bu da Hz. Ömer Zamanı’nda halka bağlanan maaşların kesilmesine neden olmuştur.
Ayrıca bunlara ilave olarak Hz. Osman’ın devlet kademelerine ileride Emevileri kuracak olan Ümeyyeoğullarından kişileri getirmesi halkın tepkisine yol açarak Cahiliye Devri’ndeki kabilecilik anlayışını ortaya çıkarmıştır. Bu durum önce Küfe ve Mısır’da isyanlara sebep olmuştur.
Daha sonra kendi aralarında anlaşan kabileler Hz. Osman’ı Kur’an-ı Kerim okurken şehit etmişlerdir. Bu durum İslam dünyasında ilk ayrılıkların başlamasına neden olmuştur.
Hz. Osman’dan sonra halife seçilen Hz. Ali ilk iş olarak Hz.
Osman Zamanı’nda yaşanan olaylara karıştıkları tespit edilen valileri görevden uzaklaştırıp yerlerine yeni valiler atadı.
Ancak görevden alınan valiler Hz. Osman’ın katillerinin bulunması hususunda Hz. Ali’nin yavaş hareket ettiğini düşünerek Hz. Ali’ye muhalif bir grup oluşturdular. Bu grubun başında Hz. Muhammed’in eşi Hz. Ayşe, Talha ve Zübeyr bulunuyordu.
Bu iki grup 656 yılında Basra yakınlarında karşılaştı ve Hz.
Ali taraftarları, Hz. Ayşe’nin bu savaşta deve üzerinde savaşmasından dolayı “Cemel Vakası (Deve Olayı)” da denilen mücadeleyi kazandılar. Savaştan sonra Hz. Ayşe Medine’ye gönderilirken devlet merkezi de Medine’den Küfe’ye taşınmıştır.
Sıffin Savaşı sırasında savaşı kaybedeceğini anlayan Muaviye taraftarları Muaviye’nin emriyle mızraklarına Kur’an-ı Kerim sayfalarını takarak bu sorunun savaşarak değil Kur’an-ı Kerim hükümlerine uyularak çözülmesi gerektiğini söyleyerek savaşı durdurmuşlardır.
| İlk | Dönem / olay |
|---|---|
| İlk askerî zafer ve ilk İslam savaş hukuku | Bedir Savaşı (624) – Hz. Muhammed |
| İlk kez cizye alınması | Hayber'in Fethi (628) – Hz. Muhammed |
| Doğu Roma ile ilk savaş | Mute Seferi (629) – Hz. Muhammed |
| Kur'an-ı Kerim'in kitap hâline getirilmesi | Hz. Ebubekir |
| İlk devlet hazinesi (Beytülmal), ilk düzenli ordu, hicri takvim | Hz. Ömer |
| Türklerle ilk komşuluk | Azerbaycan'ın fethi (643-644) – Hz. Ömer |
| İlk donanma ve ilk deniz zaferi (Zatü's-Savari) | Hz. Osman |
| Hazar Türkleriyle ilk savaş, Kur'an-ı Kerim'in çoğaltılması | Hz. Osman |
| Müslümanlar arasındaki ilk iç savaş (Cemel Vakası) | Hz. Ali |
Hudeybiye Barışı'na göre Müslümanlar o yıl Kâbe'yi ziyaret etmeden dönecek, ertesi yıl gelip Kâbe'yi ziyaret edecekti. Bu ziyaret bir umredir (629); bazı kitaplarda 'ertesi yıl hac yapacaklar' diye geçer.
Hayber'in Fethi bazı kaynaklarda 629, Tebük Seferi bazı kaynaklarda 631 olarak verilir; hicri yıllar miladi yıllara çevrilirken bu tür kaymalar olur. Bu olayları sırasıyla da öğren: Hayber Hudeybiye'den sonra, Tebük Mekke'nin Fethi'nden sonradır.
Kur'an-ı Kerim'in kitap hâline getirilmesi Hz. Ebubekir, çoğaltılıp kentlere gönderilmesi Hz. Osman dönemindedir. Türklerle ilk komşuluk Hz. Ömer, Hazar Türkleriyle ilk savaş Hz. Osman dönemindedir.